BABİL KULESİ’NİN TARİHİ VE MİMARİ ÖZELLİKLERİ

BABİL KULESİ’NİN TARİHİ VE MİMARİ ÖZELLİKLERİ

Büyük eşkenar üçgenin ikinci köşesini oluşturan Babil Kulesi, en az Eski Mısır kadar köklü ve sağlam bir medeniyet sahası olan Fırat ve Dicle nehirlerinin suladığı verimli Mezopotamya topraklarındadır. Bu topraklarda M.Ö. 3000 yıllarından itibaren yaşamış Sümerler, Akkadlar, Babilliler ve Asurlular tarafından kurulmuş büyük bir medeniyetin simgesi ve zirve eseridir Babil Kulesi. Yıkılıp ortadan kaybolalı yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen insanların hafızasında yıkılmayan Babil Kulesi’nin 20. Yüzyılın başlarında Alman arkeologlar tarafından temel kalıntıları bulunmuştu. “Tanrı kapısı” anlamına gelen Babil, adının manasından da anlaşıldığı üzere dini önemi büyük bir şehirdi ve burada gerek çivi yazılı tabletlerin, gerekse klasik yazarların verdikleri ölçülere göre Mezopotamya’daki geleneksel mabet kuleleri olan ziggurat/ziqquratların (Akkadca zakaru “dikilmek, yükselmek”) en büyüğü bulunuyordu. Bu zigguratın ne zaman yapıldığı kesin tarih olarak bilinmese de bir tablette Akkad Kralı Şarkalişarri’nin (M.Ö. 2217-2193) Babil’deki zigguratı tamir ettirdiğini söylemesi, Babil’in ikinci kurucusu Sargon tarafından yaptırılmış olabileceğini akla getirmektedir; ancak adının yine Sümerce olması (Etemenanki), ilk Babil (Kadingirra) şehrinde de bulunduğunu gösterir.[1]

Bazı tarihçilere göre Babil Kulesi zamanımızdan beş bin yıl kadar önce Sümerliler tarafından yapılmıştı ve “Tanrıdağı” da denirdi. Çünkü dağlık bölgelerden gelen Sümerliler yükseklere taparlar, yeri ve gökyüzünü bağlayan kutsal bir ağacın bulunduğuna da inanırlardı. Babil Kulesi, aynı zamanda yeri göğe bağlayan kutsal ağacı temsil ediyordu. Ve bu kule Tanrı Marduk katına çıkmak için yani tanrısal yüceliğe, bilgeliğe ulaşmak için yapılmıştı.

Kulenin temelinde yapılan arkeolojik kazılar ve incelemelere göre kule, 91×91 m. ölçülerinde bir kare tabana inşa edilmişti.  Tamamı 75 m. yükseklikte gittikçe küçülen altı kat vardı ve kulenin tepesinde kat sayısını yediye toplam yüksekliği 91 metreye çıkaran mavi sırlı tuğlalardan yapılmış baş tanrı Marduk’un özel katı vardı. (Şekil 27)

Şekil 27 : Babil Kulesi

Taş ve mermer kullanılmadan tamamen kerpiç tuğladan yapılan bu görkemli tapınak,  yaklaşık 1500 yıl ayakta kalmıştı. Kutsallığıyla ve görkemiyle insanlığın hafızasında derin izler bıraktı. M.Ö. 479’da Babil’i fetheden Pers kralı Xerkes’in kuleyi yıkmasından sonra ne yazık ki kule tekrar onarılamadı. Sonrasında Büyük İskender Babil’e geldiğinde kulenin o harap haline bile hayran kaldı ve kuleyi eski haline getirmeye karar verdi. Büyük İskender kulenin enkazı için 10.000 kişiyi iki ay boyunca çalıştırarak molozları temizletti. Ancak Büyük İskender’in zehirlenerek ölmesi kulenin yeniden yapılmasını durdurdu ve bir daha da hiçbir hükümdar Babil Kulesi’ni tekrar yapmadı. Babil kulesinin enkazındaki tuğlalar halk tarafından ev yapımında kullanıldı, kulenin olduğu yerde şimdi Arapların “Sahn” adını verdikleri derin bir kuyu oluşmuştur.               Ünlü tarihçi Herodot, kulenin tepesine katların tamamını dıştan dolanan bir merdivenle çıkıldığını, ancak bir yatak odası şeklinde döşenmiş olan Marduk’un özel katına tanrının seçtiği bakirelerden ve başrahiplerden başka kimsenin giremediğini yazmaktadır. Kulenin her bir katı Dünya ve insanın yaratılışının bir evresini oluşturan varlıkları temsil ediyordu.[2]

Yaptığım incelemelerde Babil Kulesi’nin tabanı Khufu Piramidi gibi tam olarak coğrafi kuzey kutup noktasına bakmıyordu, Yerkürenin çekirdeğindeki demir yoğunluğundan kaynaklanan manyetik kuzey kutup noktasına bakıyordu. Manyetik kuzey kutup noktası sadece pusula ile belirlenebilirdi. Acaba Babil Kulesi yapılırken pusula var mıydı? Resmi tarihi kayıtlara göre pusula iğnesini ilk defa miladî birinci yüzyılda Çinli denizciler kullanmaya başlamış. Belki Çinlilerden iki bin yıl önce Babilliler pusulayı kullanmıştır, diye düşünebiliriz. Ya da babil Kulesinin taban karesinin manyetik kuzey noktasına dönmüş olması sadece bir tesadüftür diyebiliriz. Ama tesadüfler bitmiyordu. Babil Kulesi’nin batı yönü tam olarak Khufu Piramidi’ne dönüktü yani kıblesi Khufu Piramidi’ydi.

Babil Kulesi’nin Khufu Piramidi’yle olan yön uyumu ilgimi çekmişti. Acaba eşkenar üçgenin üçüncü köşesindeki Kâbe’de de benzer bir uyum veya tesadüf var mıydı?

[1] İslam Ansiklopedisi “Babil” Maddesi

[2] http://www.serenti.org/babil-kulesi-ve-tanrinin-gazabi/ (çemrimiçi)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir