YARATILIŞIN SİMGESİ MÜHRÜ SÜLEYMAN

YARATILIŞIN SİMGESİ MÜHRÜ SÜLEYMAN

Eski Mısır Yaratılış Miti ve Osiris – İsis – Horus  üçlemesine karşıtlık oluşturan Seth – Neftis – Anubis üçlemesi  birlikte düşünüldüğünde piramitler ve Mührü Süleyman figürü ortaya çıkmaktadır. Şimdi bunu en baştan aşama aşama görelim.

Piramidin merkezinde bulunan Kral odasına, her şeyi bilen ve mutlak yaratıcı güce sahip ilksel ve evrensel Tanrı Atum-Ra’yı yerleştirebiliriz. Shu ve Tefnut’u Tanrı’nın yaratma düşencesi ve isteği olarak kabul edip tonlarca ağırlıktaki taş bloklarla piramidin inşasını da Dünya’nın (Yeryüzü Tanrısı Geb) ve Uzay’ın (Gökyüzü Tanrısı Nut) yaratılması olarak düşünebiliriz.   Böylece piramidin kusursuz kare tabanı Dünya’yı; onu saran daire de, gök kubbeyi temsil eder.

Yeryüzünün kusursuz kare tabanı olarak temsil edilmesi insanlık başlangıcında yeryüzünün serilerek, döşenerek yaratılan düz Dünya görüşünden kaynaklanır. Modern bilimlere göre yaratılışta ilk önce kâinat (uzay) yaratılırken (oluşurken) daha sonraları Dünya ve diğer gezegenler yaratılmıştır (oluşmuştur). Ancak binlerce yıl öncesindeki insan aklı sadece gözlem ve mantıksal çıkarımlarla önce yeryüzünün düz Dünya (kare) şekliyle yaratıldığını sonra da gök kubbenin (dairesel) yaratılarak yükseltildiğini tasavvur etmiştir.

Yeryüzünün serilerek, döşenerek ve gök kubbenin yükseltilerek yaratılmasından sonra sıra Tanrı’nın yaratıcı gücünü bilip, anlayacak Tanrısal kurallara boyun eğerek tapınaklar yapacak, sunular sunacak insanın yaratılmasına gelir. Tanrı yaratırken yaratılışın temel güç unsurları olan Ateş (Tefnut), Hava (Shu) Su (Nut), Toprak’ı  (Geb)  kullanmıştı. Bu nedenle yaratılacak insanın fıtratında da bu güç unsurları olmalıydı.

Bu güç unsurları karşıtlıklar üzerine kuruluydu birisi eksik olduğunda ya da zayıfladığında mükemmel kare düzeninde olan yeryüzü düzeni (Maat) bozulur Kaos çıkardı. Kaos, Tanrısal gücü; Maat, Tanrısal yüceliği işaret eder. Kaos çıktığı zaman bir yangın gibi her yeri sarardı çünkü Kaos gücü: Ateş ve Hava’ydı. Ancak Tanrı başlangıçta Kaos’la yarattığı Dünya’yı bir düzene koymak Maat’ı kurmak ve Tanrısal yüceliğini göstermek istiyordu. Maat gücünün kaynağı ise: Su ve Toprak’tı.

Tanrısal güce boyun eğecek ve Tanrısal yüceliğe kendi özünü sunacak insanın yaratılışında temel güç olan Ruh, Toprak’ın gücüne sahip Osiris olmalıydı. Ancak Ruh’un sezgisel gücü aklın bilgi suyuyla şekillendirilmeli ve yönlendirilmeliydi. Böylece Toprak, Su ile balçık haline getirilerek insan bedeninin hamuru yaratılır. Yaratıcı Tanrı Ra, kendi elleriyle insan bedenine kendi suretinde şekil verir. Rab kelimesi; İbranicede ve Arapçada öğretici, eğitici, şekil verici, programlayıcı anlamlarına gelir. Terbiye etmek kelimesi ve Mürebbiye kelimesi, rab kökünden türemiş kelimelerdir.

Mısırlılara göre aslında Tanrı Atum insan suretinde değildi; insanlar Tanrı Atum suretindeydi ve bu durum bütün dinlerde dile getirilmiştir. Yeryüzünde ilahî bilince yani tanrısal zihne sahip yegâne varlık olarak insanın yaratılması ve ilahi bilince ulaşan ilk insana da Tanrı Atum isminden gelen “Adam, Adem” ismi verilmiştir. Yine bütün ilahi dinlerde anlatıldığı gibi Su’yla şekil verilerek Toprak’tan yaratılan insan bedenini kıskanan Ateş’ten yaratılmış Şeytan, insan bedenini ele geçirmeye çalışır. Seth’inin de Osiris’i öldürerek bedenini ele geçirmeye çalışması gibi. Seth de, Neftis’in işbirliği ile bunu başarır. Ancak daha sonra Neftis (Nefis), Osiris’in yani Ruh’un, yaptığı güzel şeyleri sever ve taraf değiştirerek Seth’iden kaçar. İsis ile işbirliği yaparak Osiris’in bedenini Seth’iden korur ve İsis’in, Osiris’ten yani Akıl ve Ruh eşleşmesinden olan oğlu Horus’u tanrısal bakışı ve duyuşu yani vicdanı doğurmasına ve büyütmesine yardım eder.

 Böylece Ruh ve Akıl’ın temel açılarını oluşturduğu ve tepe açısında tanrısal bilinç ya da vicdan olan ve tanrısal yükselişi göstererek yukarıya bakan üçgen meydana gelmiş olur. Büyük Piramidin kuzey cephesini oluşturan bu üçgendir. Çünkü Ruh’un, Osiris’in  makamı olan Kral Odası’na bu cepheden açılan bir giriş kapısından gidilir ve bu cepheden çıkılınca Güney ufkundaki Güneş’e (Horus) yükselmek mümkündür. Bu tanrısal yükselişin düşüşünü gösteren karşıt üçgen ise Piramit zirvesinden güney cephesine inen üçgendir. Seth, Neftis, Anubis’ten oluşur bu düşüş-iniş üçgeni.

Horus’un sonsuz tanrısal yüceliğiyle birlikte yaşamanın karşıtı olan Anubis; Dünya mülküne ego ve hırsla hükmetmeye çalışan insanların ölünce başına gelecekleri temsil eder. Mumyalama tanrısı Anubis karanlıklar içinde yok oluşu ve sonsuz tanrısal azabı anlatır insana.

İslam tasavvuf öğretisinde bu iki istikamet “Ahsen-i Takvim: Esfele Safilin” ya da Sıratı “Müstakim: Belhüm Edal”   karşıtlığıyla olarak anlatılır.

Bu yönde dikkatli düşünüldüğünde ilahî dinlerde anlatılan Dünya’nın ve insanın yaratılışının aslında çok daha eski dönemlerden beri aynı esaslar üzerinden anlatıldığını görebiliriz. M.Ö 3000 yıllarında oluşturularak anlatıla gelen Osiris – İsis – Horus miti bize bunları düşündürürken ayrıca piramidin geometrik yapısında kullanılan kare, daire ve karşıt yönlü iki üçgenle bu yaratılışın anlatıldığı anlaşılmaktadır.

Dünya, Gök kubbe ve insanın yaratılışının anlatıldığı bu şekli iki boyutlu bir kağıda çizdiğimizde altı köşeli Mührü Süleyman yıldızını açıkça görürüz. (Şekil 41)

Şekil 41 Horus dininin Evren ve insan yaratılışı: Mührü Süleyman ile ifadesi

Büyük Piramit, Babil Kulesi ve Kâbe arasındaki eş kenar üçgenden geldiğimiz bu noktaya göre çizdiğimiz bu şekilde Mührü Süleyman yıldızını oluşturan üçgenlerin tepe noktası tam kuzeyde olmayıp sol tarafa 15 derece eğimli oluşmaktadır. Bu eğim Büyük Piramidin konumu ile Babil Kulesi ve Kâbe’nin konumundan dolayı kendiliğinden oluşur.  Toht ve Hermes öğretisine göre de zaten böyle olmak zorundadır. Çünkü İnsan bedeninde Ruh’un makamı olan kalp de sol taraftadır. Tıpkı Büyük Piramit’te Kral Odası’nın piramidin tam merkezinde olmayıp sol tarafında olması gibi. Ayrıca güneye yani Güneş’e doğru döndüğümüzde sol taraf Güneş’in doğduğu taraftır. Tüm bunlar Mührü Süleyman figürünün çizilirken sol tarafa 15 derece eğimle çizilmesi gerektiği ortaya çıkartır. Bu sır gerçek altınla sahte altını ayıran mihenk taşıdır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir