Eski Mısır Dininde Tanrı Ve Öte Dünya İnancı

Eski Mısır Dininde Tanrı Ve Öte Dünya İnancı

Eski Mısır Dininde

Tanrı Ve Öte Dünya İnancı

Eski Mısır’da din, hayatın her aşamasına ve her noktasına damgasını vurmuştur. Mısır kadar dini hayatı toplum hayatının merkezine koyan ve her şeyini dini inançlar doğrultusunda yapan medeniyetlere az rastlanmıştır. Sülaleler Dönemi’ni kapsayan Mısır Dini’nin kaynak noktası hiç şüphesiz “Tanrı ve Öte Dünya İnancı” olmuştur. “Bir Mısırlı adeta ölmek için doğar ve yeniden doğmak için ölür.” Sözü konuyu çok güzel ifade eder.[1]

Her olgu gibi Mısır’da tanrı ve öte dünya inancı da zaman içinde değişerek gelişmiş, sürekli bir evrilme içinde olmuştur. Egyptolog araştırmacılara göre M.Ö 3000 yıllarında  Aşağı ve Yukarı Mısır’ın birleşmesinden önce yerel birçok kült vardı. Çevresindeki otuz kırk köyün yönetim merkezi olan “Nom” adı verilen yerleşim yerlerinde her kabile farklı bir tanrıya tapardı. Bu kültler en sonunda, Aşağı Mısır ve Yukarı Mısır krallıklarının dinini oluşturmuştu. Bu sistem her kabilenin inançlarından izler taşıyordu. Ayrıca  bir savaş sonrasında  yenen kabile, yenilen kabilenin tanrısını da kendi tanrılar panteonuna dahil ediyordu. Her kabile kendi tanrısını yüceltmek için efsaneler anlatıyor, bu efsaneleri tapınaklarına hiyeroglifler halinde resmederek yazıyordu.

M.Ö 3000 yıllarında Menes (Narmer) adlı efsanevi bir kral, Aşağı Mısır ve Yukarı Mısır krallıklarını tek bir krallık altında birleştirmeyi başarınca tüm Mısır halkını aynı inançta birleştirecek ve her krallığın inancından izler taşıyan krallık dini şekillenmeye başladı. Erken Krallık ve Eski Krallık (Piramitler Çağı) dönemlerinde Horus (Güneş) Dini adı verilen Krallık dini için büyük ve gösterişli tapınaklar yapıldı; duvarlarında tanrısal efsaneler hiyerogliflerle resmedildi. Böylece tüm Mısır halkı Horus Dini’nin inanç dünyasında birleşti. Bu sayede Mısır halkı tarih boyunca pek çok defa taht kavgalarıyla bölünüp parçalanmasına ve istilaya uğramasına rağmen her defasında yeniden birleşmeyi, yeniden büyük bir krallık ve medeniyet kurmayı başardı.

Mısır dininde yüzden fazla genel ve yerel tanrı olmasına rağmen Eski Krallık zamanından kalma piramit ve tapınak yazıtlarındaki dualarda tek tanrı inancı da çok güçlü bir şekilde hissedilmektedir. Mısır tanrılarının her birinin tapıldığı ayrı bir ya da birçok kent bulunduğu ve her bir tanrının kendisine tapanlar tarafından tek tanrı olarak görüldüğü düşünülebilir. Hatta bu inancın aslında tam bir Kadir-i Mutlak Tanrı inancı olduğu; bu tanrıları yakından incelediğimiz zaman, onların tek bir tanrının formlarından, tezahürlerinden, farklı yüzlerinden ya da sıfat ve esmalarından başka bir şey olmadığını düşünebiliriz. Aslında bunları düşündürecek sayısız örnek vardır. Mesela Hunefer Papirüsü’nden bazı bölümlerde yazanlar bu düşünceyi desteklemektedir:[2]

“Biatım sanadır, ey sen, yükseldiğinde Ra ve battığında Temu (Atum) olan. Sen yükselirsin, sen ışık saçarsın, ey sen tanrıların taç sahibi kralı. Semanın Rabbi sensin, yeryüzünün Rabbi sensin; yüksekliklerin sakinlerinin ve derinliklerin yaratıcısı sensin. Sen zamanın başlangıcında var olan Tek Tanrısın.” [3]

ifadesi yer alır. Yine aynı papirüste:

“Selam ey sayısız formların ve yüzlerin kadir olan zatı…” diye başlayan övgü şöyle bitmektedir : “ Sen doğduğun ve gökte yükselerek bir baştan diğer başa yelken açtığın zaman, yoldaşın tanrılar topluluğu sevinirler, ey sen Sektet kayığındaki ulu.” Görüldüğü gibi yaratan ve yüzlerce farklı formlara sahip olan bir tanrı inancından bahsetmekteyiz.

Mısır’da belli dönem ve yerlerde, kimi tanrıların diğerlerine göre ulûhiyette çok üstün makamlar aldığını görebiliyoruz. Mesela Thebes ilahı Amon, güneş ilahı Ra ile birleşerek Orta İmparatorluk devrinde Amon-Ra unvanı ile güneş ilahı olmuş ve Yeni İmparatorluk devrinde Mısır’ın başlıca ilahı sayılmıştır. Bu ilah hemen hemen on asır boyunca şairane ve dokunaklı ilahilerle övülmüş, ona hizmet eden rahipler, bütün rahiplerin en itibarlı ve imtiyazlısı olarak büyük nüfuz sahibi olmuştur. Ancak yine de Amon-Ra’nın yüceliğini belirtmek için diğer tanrılardan bahsedilmiş veya Amon-Ra’nın bütün diğer tanrıların efendisi olduğuna değinilmiş olması, monoteist (Tek Tanrıcı) bir dini yapının tesis edilemediğini de göstermektedir. Böylece bu dönemlerde yine yüzlerce ilah varlıklarını korumaya devam etmiştir.[4] 

Aslında tek yaratıcı tanrı farklı dönemlerde ya da kentlerde Temu, Atum, Ra, Amon, Aton gibi değişik isimlerle anılmıştır. Yaratıcı tanrının haricindeki diğer tanrı isimleri ise tek tanrının yarattığı (melekleri) tanrısalları karşılıyor diyebiliriz.

Günümüzde olduğu gibi Eski Mısır toplumunda da insanların tanrı anlayışı ve algı seviyesi aynı değildi. Kimisi tek ve Mutlak Tanrı inancını içselleştirerek diğer tanrı isimlerini tek tanrının sıfatları olarak düşünürken kimisi de bir tanrıya bağlanıp diğer tanrıların varlığını da kabul etmiştir denilebilir. Hatta bazıları sembolik olarak yapılan tanrı heykellerini ve figürlerini gerçek tanrı zannetmiş bile olabilir çünkü her insanın sofistik düşünce algısı aynı seviyede değildir.

Mısır’da Yaratılış Mitolojisi

 “ Ben yükseliş halindeki tanrı Atum’um; ben tek olanım. Ben Nu’da vücuda geldim. Ben başlangıçta doğan Ra’yım. Ben kendinden kendini doğuran ve tanrısallar topluluğunu meydana getirmek üzere isimleri vücuda getiren büyük tanrı Nu’yum. Kimdir o?  O, Ra’dır.”[5]

Mısır’da ibadet edilen tanrıların içinde en eski ve en yaygın olanı hiç şüphesiz Atum – Ra’dır. O, ilksel ve evrensel su kitlesinde, Nu’da (Her şeyin oluş sırrını saklayan kozmik ışınımsal su: Atum’un zihni) kendini hasıl etmiş ve tanrılar onun uzuvlarının isimleri olmuştur. [6]

Ra: Rau (vermek, yaptırmak, yaratmak) kelimesinden türetildigi ve böylece “yaratıcı” anlamına gelecegi düsünülmektedir. Mısırlıların ilksel ve evrensel tanrısının ismi olan “Ra”; daha sonra Hazret-i Musa ile birlikte Mısır’dan kaçan İsrailoğulları’nın kutsal kitabı Tevrat’ta geçen “Rab” ismine dönüşmüş olabilir.

Eski Mısırlıların yaratılış açıklaması Big Bang teorisinin yorumlanmasına da uygundur. Evrenin, kaosun sularıyla dolu olduğuna inanılan bir dönemde Ra, sudan (yüksek enerjili kozmik ışınımlar) yükselerek ortaya çıkmış ve Ra’dan Shu (anti-madde) ve Tefnut (artı-madde) partikülleri meydana gelmiştir. Piramit Metinlerinde Ra’nın Shu ve Tefnut’u salyasıyla ve tükürüğüyle yarattığı, onları ağzından tükürerek meydana getirdiği yazmaktadır.  Ancak başkent Memfis  tapınaklarının duvarlarında ise  Tanrı’nın, alemi önce zihninde düşünerek hayal ettiği sonra da yaratmak istediklerinin adını söyleyerek her şeyi yarattığı anlatılmaktadır.[7]

      Bu konu, binlerce yıl sonra ortaya çıkan Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam akaidinde ve tasavvuf kültüründe de aynı şekilde açıklanmaktadır. Tanrı her varlığın sırrını bir bilgi olarak kendinde saklıyordu ve yaratmak istediklerinin adını söyleyerek “ol” dediğinde o şey oluveriyordu.

 O(Allah), gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. O, bir işe karar verirse, ona sadece “Ol” der, o da hemen oluverir.

(Bakara: 117. Ayet)

”Ben, gizli bir hazine idim; bilinip tanınmak istedim ve bilineyim diye alemleri yarattım.” (Kutsi Hadis)

Mısır mitolojisinde ikizler diye bilinen Shu, Tefnut çiftinden iki önemli tanrısal varlık doğar. Bunlar Geb ve Nut’tur.[8] Erkek olan Geb; Mısır toprağını, daha genel olarak da yeryüzünü; dişi olan Nut, ise gökyüzünü temsil eder. Efsaneye göre Geb ve Nut önceden birbirlerine yapışık iken daha sonra Shu tarafından birbirlerinden ayrılmışlardır. Aynı inanç ve açıklama Kuran-ı Kerim’de Enbiya Suresi’nin 30. Ayetinde şöyle geçmektedir: “O inkâr edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?”

[1] Meryem K. Çifçi, Eski Mısır Dininde Tanrı Ve Öte Dünya İnancı, Selçuk Üniversitesi. 2010, s.3.

[2] K. Çifçi,a.g.m.,s.4

[3] Hunefer Papirüsünden / British Museum, no: 9901, bkz. Budge, Mısır’da Ölüm Sonrası Fikri: 37.

[4] Kurhan, “İmparatorluk Tanrısı Amon”, Belleten LIX: 581

[5] Ölüler Kitabı, XVII. bölüm, bkz. Budge, Mısır’da Ölüm Sonrası Fikri: 81

[6] Budge, Mısır’da Ölüm Sonrası Fikri: 82, 83

[7] Avcı, Erken Dönem Hıristiyan Teolojisinde Logos Doktrini: 17

[8] Furlong, “Piramitler Gerçegi”: s.7

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir