ALTI KÖŞELİ YILDIZ MOTİFİNİN TARİHİ

ALTI KÖŞELİ YILDIZ MOTİFİNİN TARİHİ

 Tarihte altı köşeli yıldız figürünün ilk olarak kimler tarafından kullanıldığı bilinmemekteyse de bu figürün Bronz Çağı’na dayanan bir geçmişi olduğuna ilişkin görüşler vardır. O dönemde bu şeklin örneklerine Mısır’da, Kuzey Amerika’da ve Hindistan’da rastlanılmıştır. Ayrıca bazı araştırmacılar bu sembolün ilk örneklerini Taş Devri’ne dek uzatıp, İskandinavya’da da kullanıldığını söylemektedirler.[1]

İslamiyet öncesinde Türklerin oluşturduğu Oniki Hayvanlı Türk Takvimi’nde de altı köşeli yıldız motifi, burç simgesi olarak gösterilmiştir.

Ön Türk boylarının taş yazılarında Tamga (harf) olarak da kullanılan sembol iç içe geçmiş iki üçgenden oluşmaktadır. İdil-Ural bölgesinde ve Kumanlarda da görülen bu sembolün Ön-Türkçedeki adı “Uçu-Eki” olup “Gök İkilisi” anlamına gelmektedir; sembolün M.Ö. 3000 yıllarında Mezopotamya ve Mısır’a yayıldığı sanılmaktadır.[2]

Ön-Türk tarihinde altı köşeli yıldız şekli Çolpan yıldızı da denilen Temur Kazık’ı simgelemektedir. Çolpan Yıldızı tüm Türk boylarına göre ilahî bir lütuf ve ilahî yol gösterici olarak kabul edilmiş ve kırmızı renkli sabit yıldız anlamına gelen “Temur Kazık” adı verilmiştir.

Moğol mitolojisinde gezegenlerin hareketlerini ve birbirileriyle etkileşimlerini yöneten tanrının adı Çolpan’dır.

Bunun dışında altı köşeli yıldız Alpler’de kaya resimleri olarak görülen; büyü ile ilgili yazmalarda bir güç simgesi olarak beliren bir semboldür. Daha sonraki dönemlerde bazı kültürlerde adı geçen yıldız sembolünün Yukarı Mezopotamya ve Britanya’nın bazı bölgelerinde Demir Çağı’na  ait  örnekleri  de  bulunmuştur. Ayrıca Hindistan’da Elephanta Mağarası’nda ve Afrika’da Barbaria Duvarları’na kadar uzak yerlerde dahi bu yıldızın izleri görülmektedir.

Bu iç içe geçmiş ters ve düz iki eşkenar üçgen şekli belki de insanın varoluş sürecinin başlangıcından beri ya da en azından ilk şehirleşme ve medenileşme hareketinin başladığı “Çatalhöyük”’ten beri pek çok yerde görülür ve sembol olarak temelde “erkeği” ve “kadını” temsil ettikleri genel kabul görür. Ancak daha sonraları farklı din ve kültürlerde çok farklı anlamlar yüklenmiştir.

Başka bir görüşe göre ise; Anadolu’nun Eski Çağ  dünyasında  yıldızın  Tanrılarla  ilişkisi  söz konusudur.  “Buna  göre çocukluktan çıkan erkeğin yaratımdaki rolünün keşfedilmesi sonucu özellikle bebek Dionysos figürü ile bu yıldız ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle M.Ö 900’lerde Anadolu’nun önce batısında daha sonra doğusunda bu yıldız Dionist-Zionist bir yıldız şeklinde algılanmaya başlanmıştır.

Altı köşeli yıldız motifinin  Roma’da  kullanılışının  örnekleri  Lübnan’daki Baalbek Bakkhus  Mabedi’nde  ve Fransa’daki Tauroentum antik kentinin yer döşemelerinde görülmektedir.

Hint kültüründe “Yantra” adı verilen altı köşeli yıldız, yaratıcı Vişnu üçgeni ile yıkıcı Şiva üçgeninin birliğini ifade eder başka bir deyişle Kutsal Evliliği simgelemektedir. Böylece maddî dünyanın yaradılışına ve yıkılışına göndermede bulunur. Hint kültüründe belirgin bir önem taşıyan bu yıldıza Hint mabetlerinde, mezarlıklarında ve hatta Hint gemilerinin sancaklarında rastlamak mümkündür.

Hint kültüründe Yantra’ya benzeyen bir diğer altı köşeli yıldız şekli ise “Mandala” olarak isimlendirilmektedir. Bir merkez çevresinde düzenlenmiş simgesel bir görüntü olan Mandala; hem bir evren simgesi, hem insan ruhunun bir tasviri, hem de derin düşüncenin kutbu olan ve merkezde yer alan Tanrı’nın mucizevi bir biçimde görünür hale gelmesidir. Bu sözcük Hindu ve Budist ayinlerinde mistik bir atmosfer oluşturmak için telaffuz edilen ve en hızlı yayılan sembollerden biri olmuştur.

Hint kültüründeki inanışa göre insan bedeninin “çakra” adı verilen yedi biyo-enerji noktası vardır.  Her çakra değişik renk ve simgelerle gösterilir. Bu çakraların en önemlisi; merkez çakra olan kalp çakrasıdır ve yeşil renkle gösterilen altı köşeli yıldız simgesine sahiptir. (Şekil 34)

Çin okült kitaplarından “Yi-King” tamamen altı köşeli yıldızlar üzerine kuruludur. Yi-King şekilleri “Değişimler” kitabı adı altında toplanmıştır. Hexagram adı verilen ve her biri altı çizgiden oluşan şekiller, evrensel düzeni veya Taoyu temsil eder. Ayrıca Çin’de bunlar Yin (dişil prensip) ve Yang (eril prensip) olarak görülmüşlerdir ki böylece yerle göğün evliliği temsil edilmektedir.

Altı köşeli yıldız, iki eşkenar üçgenden oluştuğuna göre sembolizmasını da yine “üçlem” olarak incelemek yerinde olur. Hemen hemen her millet ve kültürde üç sayısı, kutsal, simgesel veya mistik anlamlar taşır. Üçgenin simgelediği kavramlara örnek olarak; anne-baba-çocuk bütünlüğünde aile, geçmiş-şimdi-gelecek bütünlüğünde zaman, toprak-hava-su bütünlüğünde doğa, katı-sıvı-gaz bütünlüğünde madde ve proton-nötron-elektron bütünlüğünde atom üçlemeleri gösterilebilir.

 Altı köşeli yıldızın içerdiği dört temel elemandan tepe noktası yukarıda olan üçgen Ateş’i, tepe noktası aşağıda olan üçgen Su’yu, su üçgenin taban kenarı ile kesişen ateş üçgeni Hava’yı, ateş üçgeninin taban kenarı ile kesişen su üçgeni ise Toprağı göstermektedir.

Tüm bunların bir altıgen içinde birleşmeleri ise evreni oluşturan elemanların uyum ve beraberliğini dile getirmektedir. Öte yandan; her iki üçgenin taban kenarlarının uçlarına yerleştirilen ve maddenin dört özelliğini oluşturan sıcak-kuru, soğuk-yaş durumları, Dünya’yı oluşturan ve sayıları yine dört olan hava, su, ateş ve toprak elemanlarının bulundukları yerlerle de uyum sağlamaktadır. Simyacılara göre kükürt merkezi ateştir; her varlıkta bulunur ve içten dışa doğru tesir ederek tekamülü ve düşünceyi sağlar. Tüm organizmaların yapısal prensibidir. Ateş üçgeni yukarıya yöneliktir, çünkü alev hep yukarı çıkmak ister. Su üçgeni ise, suyun dökülmek istediği yöne bakar ve ateşi keserek onu söndürür. Ateş sıcakla kuru, su yaşla soğuk, toprak soğukla kuru, hava ise yaşla sıcak arasındadır. Sonuçta bu bileşimlerin; değişmedeki karşıtlıkların, zıtlıkların, kozmik birliğin ve onun akıl almaz ve karmakarışık ifadesinin bir sentezi olduğu kabul edilmektedir.


Çeşitli yorumsal açıklamalara yol açan, bu düzendeki faktörlerin seçiminde maddi plandan manevi plana geçiş olduğu kadar, erillik ve dişillik prensiplerinin bir kaynaşması ve tam olmayandan tam ve mükemmel olana doğru sürüp giden bir gelişmenin rol oynadığı sanılmaktadır.

Antik Mısır ve Yunan bilgi ve kültürlerinin etkileşimiyle oluşan Hermetik geleneğe göre altı köşeli yıldız Makrokozmosun veya Evrenin sembolüdür. Ay bir gezegen kabul edilip, Venüs, Jüpiter, Saturn, Mars, Merkür altı kolun her birine yerleştirilmekte, ortada ise Güneş yer almaktadır. Ayrıca altı köşeli yıldız Hermetik geleneğe göre yedi temel metali (metallerin tümünü) ve göğün tümünü özetleyen yedi gezegeni içinde toplar; her gezegen bir elemente karşılık gelir.

Şöyle ki: En üstte Ay – gümüş, altta Satürn – kurşun; sağ yukarıda Venüs – bakır, sağ aşağıda Merkür – civa, sol tarafın uçlarında Mars – demir, Jupiter – kalay çiftleri ve yıldızın ortasında da Güneş-altın yer alır; yani Güneş altındır.

Simyanın tüm düşüncesi ve içi, çevrede bulunan kusurlu ve değersiz elementlerin, ortada bulunan ve altınla Güneş’in simgelediği tek bir mükemmelliğe dönüştürülmesinden ibarettir; bu ise altı köşeli yıldız da ifadesini bulur.

Bir görüşe göre o devirlerde altı köşeli yıldızın sihirli bir güce sahip olduğuna inanılırdı ve yıldız, kötü ruhları kovan ve insanları kötülüklerden koruyan bir tılsım olarak kullanılırdı. Mısırlılar’da yıldızın piramit şeklinde Firavunu, yani Tanrı’yı temsil ettiği, piramitteki üçgenlerin merkezi noktalarında Firavunların mezarlarının bulunduğu, piramitteki üçgenlerin ise dünyanın giriş ve çıkış kapılarını temsil ettiği belirtilmektedir.

Efsaneye göre, Büyük İskender’in askerleri, Mısır Seferi sırasında Gize’nin Büyük Piramidi’nin içinde bu konuyla ilgili bir metin bulmuşlar. Tanrısal Hermes’in (Thot) mezarı da bu piramidin içindeymiş. Buna göre Hermes bir elmas uçla, zümrüt bir levhanın üzerine bir metin kazımış. Zümrüt Tablet’in ilk cümlesi şöyledir:

          “Yalan söylemeden, çok doğru ve gerçektir ki: Yukarıda olan aşağıda olanla, aşağıda olan da yukarıda olanla aynıdır.”

Hermes Trismegistos’un yazıtının anlamı, her insan büyük alemi andıran küçük alemdir ve her insanın yaşamında kendisine çizeceği yol da kendisine özeldir. Bu ifadenin sembolü de bir ucu aşağı ve bir ucu yukarı bakarak kesişen iki eşkenar üçgendir, bu da altı köşeli yıldızın tarifidir. Trismegistos, “üç kere büyük” veya “üç kere güçlü” anlamına gelir. “Alemin üç kısmı”, “evrenin üç büyük bölümüne” yani manevi, psişik ve cismani sahalara (bunların sembolleri gök, hava ve topraktır) denk gelmektedir.

Yahudilikte Altı Köşeli Yıldız

Mısır kökenli bir toplum olan Yahudilerin yazılı kaynaklarında Magen David adıyla anlatılan altı köşeli yıldız şekli, asırlar boyu Yahudilere; daha parlak bir gelecek vaadini simgelemiş ve David’in Krallığı’na kadar uzanan umut ve inanç dolu bir tarihin simgesi olmuştur.

Kitab-ı Mukaddes’in II. kitabı olan Çıkış Kitabı’nda anlatıldığına göre; İsrailoğulları’nın (İbranîler) Mısır’dan çıkıp Tanrı’nın kendilerine vaad ettiği topraklar olan Kenaan topraklarına (bugünkü Filistin toprakları) ulaşmaları kırk yıllık bir süreci kapsar. İsrailoğulları (İbranîler) bu yolculuğu Tanrı’dan aldıkları ilahi emirler doğrultusunda konar-göçer olarak yaparlar. Filistin toprakları Tevrat’ta kaydedildiğine göre Hz. İbrahim ve zürriyetine Tanrı tarafından vaad edilmiş bir topraktır. İsrailoğulları da (İbranîler) Hz. İbrahim’in torunları olduğu iddiasından hareketle Filistin’e gitmekteydiler. İsrailoğulları (İbranîler) bu yolculuğa on iki boy halinde çıkarlar. İsrailoğulları’nın (İbranîler) her bir boyun güvenliğini sağlamak amacıyla konup göçmeleri sırasında aldıkları askeri bir duruş şekli vardır. Bu şekil altı köşeli yıldız şeklinde olup eli silah tutan erkekler altı köşeli yıldızı oluşturan çizgileri takip etmiş, kadınlar ve çocuklar ise iki eşkenar üçgenin keşismesi sonucu meydana gelen altıgen alanın içinde yolculuklarını sürdürmüşlerdir. Diğer bir anlatıya göre ise İsrailoğullarının (İbranîler) çölde konakladıkları süreç içerisinde konaklama krokisi olarak altı köşeli yıldız formu esas alınmış, kadınlar ve çocuklar altıgen alanın içinde erkekler ise altıgen alanın dışında konaklamışlardır.

Bazı Yahudi düşünürler birtakım verilerden hareketle bunun böyle olduğunu iddia etmektedirler, ya da bir hipotez olarak öne sürmektedirler. Bu varsayımlar ise Yahudiler tarafından makbul karşılanmaktadır; bu sembolün bir diğer adı da “Çhaddai”’dir. Çhaddai İbranîce de iki temel anlama gelmektedir. Birinci anlamı; kadın göğsü, anne  memesi, hayat kaynağı, kuvvet kaynağıdır. İkinci anlamı ise; her şeye gücü yeten Kadir-i Mutlak Tanrı’dır; ve bu anlam Yahudiler tarafından daha makbul karşılanmaktadır. Yahudiler Magen David’in içine Çhaddai yerleştirerek Ona bir kutsiyet atfetmiş olurlar. Yahudi mistisizmi olan Kabala’ya göre en mükemmel, en yetkin geometrik şekil eşkenar üçgendir; çünkü eşkenar üçgen her tarafıyla dengeli olup açıları ve kenarları birbirine eşittir. Kabala’ya göre bir ön kabul olarak 360o  varsaydığımız daire çokgenlerin çoğalması olduğundan 360o değildir, ama zıt yönde iç içe geçmiş iki eşkenar üçgenden oluşan Magen David’in açısal  değeri 360o’dir.

Kabala’ya göre 360o evrende var olan tüm varlığı kuşatan değerlerin toplamı veya Panteizm (Tanrı Her şey’dir / Her şey Tanrı’dır) olarak yorumlanabilir.

İslam dininde Peygamber olduğuna inanılan Davut’a; Yahudilikte Kral David olarak inanılır. Bunun sebebi ise o dönemde başka bir nebinin olmasıdır. Yahudilik Kral David’i bir takım ruhsal güçleri olan, çeşitli ilahi ilhamlar alan, ilahi sezgileri olan bir kral olarak görür, hiçbir zaman Kral David’i peygamber olarak görmez, ama yine de Tevrat’ın son bölümündeki Mezmurlar (Zebur) Kral David’in yazdığı bir bölümdür. Bir anlatıya göre savaşçı bir kral olan David’in kullandığı kalkanın altı köşeli yıldız şeklinde olduğu; bir diğer anlatıya göre ise kalkanın yuvarlak olduğu ve bu kalkanın üzerinde altı köşeli yıldız motifinin işlenmiş olduğu kabul edilmektedir. Her iki anlatıda bahsedilen altı köşeli yıldız motifi bir mucizeyle oluşmuş veya Tanrı tarafından verilmiş bir şey olmayıp insan yapısıdır.

David, tıpkı bir kalkanın arkasına sığınır gibi Tanrı’nın korumasına sağındığını dualarında, şiir ve mezmurlarında defalarca tekrarlanan teması “Tanrı benim kalkanımdır” cümlesi olmuştur.

İbranîcede “Magen” sözcüğü savunma anlamındaki “Lehagen / Hagana” sözcüğüyle aynı köke sahiptir ve savunucu / koruyucu anlamını taşır. “Magen”, ayrıca koruyucu bir askeri donanım olan “Kalkan”’a  verilen  addır. Buna göre Magen David; David’in Kalkanı /David’in Koruganı  demektir.

Bu konuda araştırma yapanların yorumlarına göre; bu motif, Yahudi kimliğini kazanmasını belki de şeklinin David adının İbranîce yazılış biçimine benzemesine borçludur: David İbranîce’de üç harfle; “Dalet-Vav-Dalet” harfleriyle yazılmakta olup, erken dönem İbranî alfabesinde “Dalet” harfi Yunan alfabesindeki aynı sedanın harfi olan “Delta”ya çok benzeyen bir üçgen şeklinde, buna göre de David ismi aralarında dikey bir çizgi bulunan iki üçgen şeklinde yazılırdı. İki “Dalet”’in değişik bir biçimde birleştirilmesinden meydana gelen altı köşeli yıldız figürü, aynı zamanda David adının yazılımıydı. Bu figürün Kral David’in monogramı olduğu şeklindeki iddialara, mantıklı varsayımlar gözüyle bakılmaktadır.

Museviler arasında çok yaygın olan bir inanışa göre altı köşeli yıldız şeklindeki mühür yüzüğünün her bir köşelerinde Musa, Ya’kub İshak ve İbrahim peygamberlerin ve Kral David’in adları kazılıdır.

Talmudik dönemde bu figür daha anlam yüklü bir şekilde çizilmiştir. Figürün ortasına ve üçgenlerin kesişme noktalarına İbranîce “AGLA” kelimesi yazılarak sembolün anlamının daha da artacağı düşünülmüştür. AGLA kelimesi Ateh= senden, Gibur = kuvvet, Leolam= ebediyen, Adonai=Ey Tanrı anlamına gelen kelimelerin ilk harflerinden meydana gelmektedir. Bu kelimeler ard arda sıralandığında bir dua oluşmaktadır. “Sonsuz Yüce Tanrımız; Huzurunda Güçlü Olalım” demektir.

Kabala’ya göre bir şeyin kendisi ile zıddı birbirlerinin karşıtı olmayıp bir bütünü oluştururlar; buna göre altı köşeli yıldız zıtlıkların dengesini ifade eder. Bu şekil bir bütünü oluşturan eril ve dişil prensipler veya bir bütünü meydana getiren eril ve dişil prensiplerin dengesidir.

Altı köşeli yıldızın “David Yıldızı” olarak adlandırıldığı ilk yazılı örnek 13. yüzyılda Kabalist Yosef Gikatilla’nın eserlerinde görülmektedir.

Ortaçağ’da ve Ortaçağ sonrası dönemlerde Yahudiler Magen David’i yangından korunmak amacıyla özellikle de birahanelere asarak kullanmıştırlar. Öyle ki Magen David Almanya’da birahanelerin sembolü haline gelmiştir. Altı köşeli yıldız XIII. ve XVII. yüzyıllar arasında “Davud’un Kalkanı” ve “Süleyman’ın Mührü” terimleri; arasında ayırım yapılmaksızın kullanılmıştır.

Yahudi basın tarihinin bilinen ilk İbranîce kitabı 1512’de Prag’da basılan “Sefer Tefirot”tur. Bu kitabın kapağını büyük bir “Magen David” süslenmektedir.

“Magen David’e” asıl büyük ölçüde önem ve anlam Yahudi tasavvufu sayılan Kabala düşünürleri tarafından kazandırılmıştır. Çağdaş ve ünlü Kabala uzmanı Gershon Sholem “Magen David’in bir Yahudi figürü haline gelmesiyle ilgili evrimi şöyle özetlemektedir: Hristiyan dünyasınca kabul edilen Haç’a karşılık Yahudilerin de özgün bir sembol benimsemeleri ihtiyacı doğmuştu. Haç’ın ifade ettiği anlama sahip olmasa da, “Magen David” yaygınlıkla tanınıp sevilmiş bir şekildi ve Yahudi dünyasına kendini kolaylıkla kabul ettirmişti.”

Theodor Herzl’in halefi ve yakın arkadaşı Dr. David Wolfson, ilk kez Yahudi Ulusu’nu simgeleyecek bir bayrak şekli önermişti. 1933’te Prag’da onaylanan şekliyle bu bayrak Tallit’teki gibi beyaz zemin üzerine iki paralel mavi çizgi arasına ortalanmış bir mavi “Magen David” idi. Bu şekil, daha sonra, 1948’de yeniden doğan İsrail Devleti’nin bayrağı olacaktı.

Günümüzde altı köşeli yıldız, sadece İsrail Devleti’nin bayrağında yer alan bir sembol olmakla kalmamış, Ortodoks veya liberal olsun, İsrail’de veya Diaspora’da olsun, hür dünyada veya Yahudilerin azınlıkta yaşayıp kimliklerini açığa çıkarmadıkları ülkelerde olsun, Yahudi toplumlarının sevgisiyle, saygıyla ve derin bir bağlılıkla sahip çıktıkları bir sembol olmuştur.

 Masonlukta Altı Köşeli Yıldız

1614-1615 yıllarında önce Almanya’da görülen sonra Almanya’nın komşularına da yayılan “Rose Croix”, dini-felsefi gizli bir teşkilattır. Özellikle mistik simya ile meşgul olmakla beraber; büyücülükten alınmış unsurları da benimsemişlerdir. Üçgenlere ve altı köşeli yıldıza gizli anlamlar vermişler, bu konuda simya ve astroloji ile birtakım paralellikler kurmuşlardır. Daha sonraki yıllarda kuruluşun birçok sembolü ve uygulaması ile birlikte, Mühr-i Süleyman sembolü de Spekülatif Masonluğa geçmiştir. Öyle ki XIX. yüzyılda bu teşkilatın ismi Masonlukta bir derece anlamında kullanılmaya başlanmıştır.

Masonluk teşkilatı içinde altı köşeli yıldız Mühr-i Süleyman olarak tanımlanmaktadır. Mühr-i Süleyman’da tepesi yukarıya bakan üçgen insanı, tepesi aşağıya bakan üçgen Allah’ı temsil eder. İç içe kucaklaşmış iki üçgen, Masonluğun dayandığı biri Allah, diğeri İnsan olan iki öğenin birliğini; yani Tevhid’i ve Vahdet’i simgeler. Çünkü, Allah ve İnsan tektir. Her insanın özü Allah’tır. Bu sembol, insanın biri madde diğeri mana veya biri beden diğeri ruh veya biri zâhir diğeri bâtın olan iki unsurunun birliğini gösterir. Dualiteye göre; pozitif ve negatif öğelerin sentezinden nötr doğar. Bu nedenle, Allah’ın ve insanın kucaklaşarak birbirinin içinde erimesi “Teklik”  yani  “Ahad”’dır.  İki  Üçgen’in  iç  içe  kucaklaşması,  yani   Mührü Süleyman’ın nihai sembolizması “Ahadiyyet” sırrıdır; sembolün ortası Makam-ı Mahmud’tur. Royal Arch bazında Mühr-i Süleyman’ın altı köşesi “Üç Büyük Nur’u ve Üç Küçük  Nur’u veya ışığı temsil eder.

Hristiyanlıkta Altı Köşeli Yıldız

Hristiyan sanatında altı köşeli yıldız motifi özellikle mimarî eserlerde bezeme öğesi olarak kullanılmıştır. Hristiyan dünyasının “Süleyman’ın Mührü” teriminden algıladığı beş köşeli yıldızdır. İslam dünyasınca altı köşeli yıldız olarak bilinen bu yıldız Batılı kaynaklarda “Magen David” olarak isimlendirilmektedir.

Birçok Bizans kilisesindeki oyma ve fresklerde, ahşap kabartmalarda ve mühürlerde bu yıldıza sıklıkla rastlanır. I. yüzyıl Bizans muskalarında altı köşeli yıldızın adı olarak “Mühr-ü Süleyman” deyimi kullanılmıştır. Bu muska tılsımı özellikle yüzüklerde çok sevilen ve tercih edilen bir tılsım işareti olmuştur.

Orta Çağ’dan kalma bazı katedrallerde ve kiliselerde, Burgos, Valencia ve Lerida şatolarının girişlerinde altı köşeli yıldız örneklerine rastlanabilir. Kiliselerde kullanılan nesneler üzerinde de altı köşeli yıldız örnekleri görülebilir. Buna örnek olarak 1266 dolaylarında yapılan Anagni Katedrali’nin vaaz kürsüsündeki motifi verebiliriz.

Almanya’da gelişen Gotik mimarisi, cepheleri ve altı dilimli gülçe süslemeleri ile altı köşeli yıldız geleneğine bağlanır. Ortaya konan bu mimarî süsleme “Tanrı’nın Dünya’yı mükemmel bir eser olarak altı günde yarattığını” ifade eder. Bunlara en güzel örnekler Paris Saint Chapelle, Roven Katedrali, Calende Kapısı, Lyon Saint Jean Katedrali’dir. Ancak zaman içinde Hristiyanlar altı köşeli yıldızı bir Yahudi sembolü olarak tanımlayarak bu şeklin kullanımını terk etmiş, bunun yerine süsleme sanatlarında beş köşeli yıldıza yer vermeye  başlamışlardır.

   İslamiyet’te Altı Köşeli Yıldız

İslam dünyasında Hz. Süleyman’ın mühür yüzüğüne Mühr-ü veya Mühr-i Süleyman adı verilmektedir. İslam inanışına göre, yüzüğün ortaya çıkış hikâyesi ise şöyledir: Süleyman tahta çıkmasından sonra, Hebron ile Kudüs arasında bir vadide bulunurken, rüzgâra, suya, cinlere ve hayvanlara  hakim  olma  gücünü, bu dört aleme ait dört koruyucu melekten almıştı. Her biri ona kıymetli bir taş verdi. O bu taşları tunçtan ve demirden yapılmış bir yüzüğe geçirdi. İyi cinlere verdiği emirlerini tunç ile kötü cinlere verdiklerini ise demir ile mühürlüyordu. Bu yüzük onun parmağında olduğu sürece cinler, herhangi bir zarar verme kabiliyetini  kaybettikleri gibi ayrıca onun emrinde her işi yapmak zorunda kalırlardı. Efsaneye göre; Süleyman, yıkanacağı ya da ayak yoluna gideceği zamanlar, hükümdarlık mührünü cariyelerinden AMİNA adında birine bırakmayı gelenek edinmişti. İşini bitirdikten sonra mührünü geri alırdı; ayrıca yardımcısı Aşaf b. Barahya da bu yüzüğü kullanma iznine sahipti. Hz. Süleyman’ın mührü Amina’ya verdiği günlerden birinde şeytani cinlerden biri olan Şahr, gelip Amina’ya oyun oynamak ister ve ona Süleyman kılığında görünür. Amina’dan mührü alır almaz aynı kılıkta tahta oturur ve ülkeyi yönetmeye, dilediği gibi kanunlarda değişiklik yapmaya başlar. Bu arada Süleyman, mühründen yoksun kalıp dilenci durumuna düşer. Aradan kırk gün geçince şeytan mührü denize atarak kaçar. Mührü denizde bir balık yutar. Balıkçılar balığı tutup Süleyman’a getirirler; O da balığın karnından mührü çıkarıp hükümdarlığına yeniden kavuşmuş olur. Sonra da kendisine bu oyunu oynayan şeytanı buldurur ve boynuna büyük bir taş bağlayıp onu göle attırır. Hz. Süleyman öldüğü zaman bu hükümdarlık yüzüğü hala parmağındadır.

Kur’an-ı Kerim’de zikredildiğine göre Hz. Süleyman; kuşlara, hayvanlara, insanlara ve cin taifesine hükmeder, onları çalıştırırmış. Hz. Süleyman Allah’ın verdiği insanüstü metafizik bir kuvvete ve derin bir ilme sahipmiş. Bazı müfessirlere göre de; bu güç-kuvvet, ona iç içe ters olarak girmiş iki üçgen şeklinde olan ve Hz. Süleyman’ı temsil eden Mühr-i Süleyman’dan gelir. Bu sembol Tanrı’yı temsil eden bir çeşit tılsımdır.

İslam yazarları Hz. Süleyman’ın mührünü eserlerinde sürekli olarak anlatmışlardır. Taberî (M.S 838-923). Hz. Süleyman’ın Cennet’ten getirilmiş olan yüzüğünün Onun mührü olduğunu bildirmiş, dört yüzlü yüzükte “Güç Allah’ındır”, “Üstün olan Allah’tır”, “En yüce yetki Allah’ındır”, “Bütüne hakim olan Allah’tır” yazılarının yer aldığını belirtmiştir. Bundan başka mührün üzerinde bir âdem otunun bulunduğu rivayet olunur. Ayrıca İslam edebiyatında önemli bir yere sahip olan 1001 gece masallarında da bu yüzüğe atıflar yapılmaktadır.

Güç, iktidar ve saltanat simgesi olarak Mühr-i Süleyman, gizli güçler düşünülerek resmedildiği gibi, kimi yerlerde de manevi güç, devamlılık ve iktidar dileğiyle kullanılmıştır. Türkçedeki “Mühür kimde ise Sultan odur” deyimi buradan gelir.

Anadolu Şelçuklu ve Osmanlı Devleti mimari ve sanatsal eserleri incelendiği zaman altı köşeli yıldız sembolü Mührü Süleyman olarak 17. – 18. yüzyıla kadar iç ve dış mekan  süslemelerinde yaygın bir geometrik motif olarak kullanıldığı görülür.

Siirt Ulu Camii’nin minberinde (1191), Mardin Hatuniye (Sitti Radviyye) Medresesi’nin eyvanının mihrabında (1176), Konya Alâeddin Camii’nin Kubbeye Geçişi Sağlayan Türk Üçgenlerinde,  Ağzıkara  Han’ın   dış taç kapısında 1237, Eğridir Han’ın yan taç kapısında1237, Malatya Ulu Camii’nin kubbe göbeğinde, (şekil 35) Avanos Sarı Han’ın taç kapısında, Antalya  Karatay  Medresesi’nin mihrabında, Konya Karatay Medresesi’nin duvarında, Konya Sahip Ata Camii’nin mihrabının nişinde, Mardin Marufiye Medresesi’nin selsebilinde, Niğde Sungur Ağa Camii’nin kuzey kapısının üzerinde bulunan gülpencerede, Milas Firuz Bey  Camii’nin pencere alınlığında, Ankara Ahi Evran Camii’nin mihrabının köşeliğinde, Edirne Muradiye Camii’nin duvarlarının alt bölümlerinde, (şekil 36) Gebze Çoban Mustafa Paça Külliyesi’nin şifahanesinin pencere alınlığında, İstanbul Şehzade Camii’nin pencere kapağında, Barbaros Hayrettin Paşa’nın Sancağında, (şekil 37) İstanbul Hadım İbrahim Paşa Camii’nin kapısının alt panosunda, İstanbul Kadırga Sokullu Camii’nin pencere kapağında, İstanbul Azapkapı Sokullu Camii’nin pencere kapağında, İstanbul Yıldız Sarayı Çit Kasrı’nın tavanın her bir köşesinde yer almaktadır.

Şekil  35: Malatya Ulu Camii’nin kubbe göbeğinde yer alan Mührü Süleyman sembolü Şekil 36: Edirne Muradiye Camii’nin duvarlarının alt bölümünde yer alan çiniler

MISIR’DA ALTI KÖŞELI YILDIZ

Bu bölümde günümüzde daha çok Yahudilikle bağlantılı olarak görülen Mührü Süleyman yıldızının Eski Mısır’la bağını kurmaya çalışacağız. Bunun için ilk olarak İsrailoğulları’nın Mısır kökenli bir toplum olduğunu hatırlamak gerekir. İsrailoğulları’nın Hazreti Musa ile birlikte Mısır’dan çıkarken kalplerinde ve kafalarında Eski Mısır’a ait pek çok şeyi taşıdıkları gibi bu simgeyi de biliyor olmaları çok mümkündür.

Aslında binlerce yıllık köklü bir geçmişe sahip Mısır medeniyetinin pek çok unsuru, günümüzde bile hala etkisini sezdirmektedir. Mesela Antik Yunan kültürünün ve Tanrılar inancının temelinde Mısır vardır. Yine Tek Tanrı inancına sahip ilahi dinlerin inanç atmosferinde Mısır’dan esintiler vardır.

Tüm bunları ve Mührü Süleyman’ın Eski Mısır’daki önemini anlamak için Mısırlıların inanç dünyasını incelemek ve biraz bilgi sahibi olmak gerekiyor.

[1] Walter Machate, “Altı Köşeli Yıldız”, Mimar Sinan Dergisi, S.120, 2001. s.63.

[2] Tahir Türkkan, “Uçu-eki veya Mührü Süleyman” (çevrimiçi)

     http://www.angelfire.com/tn3/tahir/trk92k.html

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir