BEKAA VADİSİ, KUDÜS VE MÜHRÜ SÜLEYMAN HATTI

BEKAA VADİSİ, KUDÜS VE MÜHRÜ SÜLEYMAN HATTI

Afrika ve Arabistan kıta levhalarının fay hattı, Kızıl Deniz dibinden ilerleyerek Süveyş ve Akabe Körfezlerini bir çatal şekliyle oluşturur. Daha sonra Akabe Körfezinin devamı olarak Bekaa Vadisini oluşturarak Antakya’ya kadar uzanır. Bekaa Vadisi (Fenike/Filistin) tarihin en eski dönemlerinden beri insanlığın en önemli yerleşim bölgelerinden biri olmuş ve bu vadi boyunca pek çok antik kent ve tapınak kurulmuştur. M.Ö 2000 yıllarında Fenike ve Filistin Medeniyetlerine ev sahipliği yapan Bekaa Vadisi boyunca 14M12K – 14m11K – 14M10K üç enerji merkezi bulunur ve Mührü Süleyman Enerji Hatları çok belirgin bir şekilde antik kentlerin ve tapınakların üstünden geçer.

Liman kenti Akabe, Saklı Kent Petra, Lut Gölü, Kudüs, Amman, Şam, Baalbek, Humus, Ugarit (Beyrut), Halep, Antakya gibi bölgenin en önemli ve kutsal kentleri Mührü Süleyman Enerji Hatları üzerine kurulmuştur. (Şekil 54)

  1. Mühür Kuşağının “Yaşam Halkası” da Kudüs’te Süleyman Tapınağı’nın ve Mescidi Haram’ın tam üstünden geçer. Ortadoğu ve dinler tarihi için kilit nokta oluşturan Kudüs ve Süleyman Tapınağı’nın tarihini bilmek günümüz siyasi ve dini olaylarını anlamak adına yardımcı olacaktır.

Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın Tarihi

Yahudiler için Jurisalem (Kudüs), Tapınak Dağı’nın ve kutsalların Kutsalı Ahit Sandığının bulunduğu yerdir. Hıristiyanlar Kudüs’ü İsa’nın çarmıha gerildiği ve dirildiği yer olarak bilmektedir. Müslümanlar, Hazreti Muhammed’in Burak adında kanatlı kutsal bir hayvan ile Kabe’den alınıp bir gece yolculuğu sonrası Mescid-i Aksa’ya geldiğini, burada İsa, Musa ve Zekeriya peygambere namaz kıldırdıktan sonra Miraç denen göğe Allah’ın yanına onunla aracısız konuşmak için yükseldiğine inanırlar. Bu nedenle Ehli Kitap üç dinin mensupları da Kudüs’ün kutsal şehir olduğuna inanır.

Kudüs en az 5000 yıllık tarihi olan ve hala önemini koruyan bir şehirdir. Kudüs şehrinin yaklaşık olarak M.Ö. 3000’lerde Kenanlılar tarafından kurulduğu kabul edilir. Şehrin stratejik önemi bulunması yanında çok erken dönemlerde, ona verilen isimler onun kutsal bir şehir olarak görüldüğünü gösterir. Zira şehir Salem tanrısı adına inşa edilmiş ve Rushalimum/ Salem, Jurisalem (Salem Tanrısı’nın  Evi) anlamına gelen ismi de buna atfen verilmiştir. [1]

Yahudilerin bölge üzerindeki iddiaları ise takriben M.Ö. 18. yüzyılda İbrahim’in Mezopotamya’dan Harran üzerinden göç ederek bölgeye gelmesiyle başlar. Kudüs ile ilgili olarak da İbrahim’in oğlu İshak’ı Moriah Dağı’nda (Tapınak Tepesi) kurban etmek istemesini bir işaret kabul etmektedirler. Ayrıca onlara göre burası Yakup’a rüyasında gösterilen ve Musa’nın vaat edilen topraklara yaklaştığında girmeyi arzuladığı yerdir. Kudüs’ün Yahudi yerleşim yeri olması, Kral Davud döneminde gerçekleşmiştir. Bölgedeki diğer şehir krallıklarını ele geçirerek büyük bir krallık kuran Davud, Kudüs’ü başkent ilan etmesi ve sonrasında Musa’ya Allah tarafından bildirilen kutsal on emrin yazıldığı tabletlerin bulunduğu Ahid Sandığı’nı getirmesi ile Kudüs, dini bir mekân olarak belirginleşmiş, sonra da oğlu Süleyman tarafından mabedin inşası ile (M.Ö. 950) şehir, Yahudi kutsal tarih anlayışının merkezine yerleşmiştir.

Yaklaşık 200 yıl hüküm süren Davut Krallığı, ilk önce Asurlular tarafından M.Ö. 722 yılında yıkılır. Asurlulardan sonra Tekrar kurulan Yahudi devleti bu sefer Babil kralı Nebukadnezar tarafından M.Ö. 586’da tekrar yıkılır ve Kudüs şehri ve tapınağı talan edilir. Sonrasında Yahudilerin tamamına yakını da Babil’e sürgün edilir. Bu işgal ve talan sırasında Ahit Sandığı kaybolur.

Bu gün bile Yahudilerin çoğu, kutsal Ahit Sandığı’nın hala Tapınak Dağı’nın altında labirent gibi kazılmış gizli tünellerde, sığınaklarda saklı olduğuna inanmaktadır. Ancak binlerce yıldır aranmasına rağmen bulunamamıştır.

Kutsal şehirlerinden ve yurtlarından kovularak Babil’de sürgün hayatı yaşamak Yahudilerde büyük acıların yaşanmasına denen olur ancak milli kimliklerinin doğmasını da sağlar. Çok tanrılı dinler arasında tek tanrı inancını korumak isteyen Yahudiler, bazı evlerde gizli gizli toplanarak ibadet ve dualarda bulunuyor, kendi tarihlerini ve milli kimliklerini yeni kuşaklara aktarıyorlardı. Daha sonraları bu gizli ev toplantıları sinegokların kurulmasını sağlamıştı. Bu inanç tarihinde önemli bir değişimdir. Çok tanrılı dinlerin tapınaklarında sadece rahipler dua ediyor halk da buna karşılık tapınaklara sunular bırakıyordu. Çok tanrılı dinlerde halk doğrudan tanrılara dua edemezken sinegoklarda Yahudiler Tanrı’ya doğrudan dua edebiliyor, hatta dua etmek için özel tapınaklara bile ihtiyaç duymuyor, istedikleri her yerde dua edebiliyorlardı. Bu sayede Yahudiler yurtsuz ve tapınaksız olmalarına ve binlerce yıl çok uzak bölgelere dağılmış olmalarına rağmen milli ve dini kimliklerini korumuşlardır.

Perslilerin Babil devletini yıkmasından sonra Yahudiler, Pers Kralı Koreş’in (Cyrus) izniyle Peygamber Zekeriya’nın öncülüğünde Kudüs’e dönerler ve hemen Kutsal Süleyman tapınağını M.Ö. 515 yılında tekrar inşa ederler. Fakat ikinci tapınak ilkinin ihtişamına göre çok sade olur. Bu nedenle zaman içerisinde tapınak çevresine ilave yapılar inşa edilir, eski gösterişli haline benzetilmeye çalışılır. Ancak yine de olmaz çünkü içinde Kutsal Ahit Sandığı yoktur.

Yahudiler Perslerin himayesinde Kudüs ve çevresinde refah ve istikrar için olmalarına rağmen Davud zamanının ihtişamına özlem duyarak yaşadılar. Ama M.Ö. 4. Yüzyılda Helen İmparatoru Büyük İskender bölgeye egemen olurken Yahudiler, Büyük İskender’i sevinçle karşıladılar. Fakat Büyük İskender’in ölümünden sonra Helen İmparatorluğu generaller arasında krallıklara bölündü. Mısır’daki Ptolemelerle Suriye’deki Selevkuslar arasında acımasız bir çekişme başladı. Bu çekişmenin sebebi, her iki tarafın da birbirinin elindeki topraklara göz dikmiş olmalarıydı. Kudüs ve Filistin bölgesine hakim olmak isteyen Selevkusların zaman geçtikçe artan baskıları Yahudilerin huzurunu kaçırdı. Çünkü Romalılar egemen oldukları topraklarda mutlak otoriter yönetim kurarak kendi çok tanrılı dinlerini yayıyorlardı.   M.Ö. 168’de Selevkuslar Kralı Kudüs’te Zeus Tapınağı ve heykeli inşa ettirdiğinde Yahudiler, silahlı ayaklanma başlatarak yıllar süren çatışmalar sonunda bir takım imtiyazlar elde etmeyi başardılar.

Daha sonra Roma İmparatorluğu Neron döneminde Akdeniz’e kıyısı olan bütün topraklara hâkim oldu. Bu dönemde yani milattan sonra 66 yılında Roma İmparatorluğuna karşı en büyük ayaklanma İsrail’in bulunduğu bölgede çıkınca Roma ayaklanmayı bastırmak için 30 bin kişilik bir ordu gönderir ama ordu bu bölgede tamamen yok edilecektir. Bunun üzerine acımasızlıklarıyla tanınan General Vespasian ve oğlu Titus bölgedeki sorunu halletmek üzere görevlendirir. Vespasian ve ordusu tüm yol üstündeki yerleşimlerde katliam yapa yapa Kudüs’e doğru ilerlerken Neron öldürülür ve Vespasian İmparator ilan edilir, komutayı oğluna bırakarak geri döner. Titus Kudüs’ü kuşatır ve şehrin etrafına bir duvar ördürür. Bu duvar yüzünden açlıktan kırılan Kudüs düşünce de tüm şehir ve tapınak yakılıp yıkıldı. Aslında bugün ağlama duvarı olarak bilinen kısım Romalılar tarafından Kudüs’ün işgal edilmesine ve Süleyman Tapınağının tamamen yıkılmasına sebep olan bu duvardır.

Romalılar, Süleyman Tapınağı’nın yerine aynı yere Süleyman Tapınağı’na benzeyen fakat Helen ve Roma mimarisiyle bir tapınak yaptırır.  Aslında bu Roma tanrısı Jüpiter için yapılmış bir tapınaktı ve içinde tanrı Jüpiter’in heykeli bulunuyordu.

Hazreti İsa bu yıllarda Kudüs’e çok yakın Beytüllahim’de doğmuş ve gizli Yahudi tarikatı Essanîler içinde büyümüştü ve Essanîler, Kudüs’teki Roma tanrılarının heykellerine ve özellikle de tapınakta bulunan Jüpiter heykeline karşıydı. Bu dönemde Hazreti İsa, kendi dini öğretisini gizliden gizliye yaymaya başladığında durumdan Romalılar kadar Yahudi hahamları da rahatsız olmaya başladı. Yeni dini öğreti en çok Yahudiler arasında yayılıyordu. İsa’nın çarmıha gerilmesinden sonra da Hıristiyanlık yayılmaya devam etti.

Yahudilerin milattan sonra 132-133 yıllarında tekrar isyan etmeleri ve Jüpiter tapınağını yıkmaları üzerine gelen Roma orduları, tapınağı tamamen ortadan kaldırır ve Yahudilerin şehre girmelerini de yasaklar.

Kudüs’ün tarihi Roma İmparatoru Konstantin’in Hıristiyan olmasıyla ve kendilerini Mesih’in taraftarları olarak tanımlayan Hıristiyanlara tanıdığı haklar ile değişir. Konstantin’in annesi Helena’nın, Hazreti İsa’nın çarmıha gerildiği gerçek haçı bulduğunu iddia ettiği yere 324 yılında bir kilise inşa etmesinden sonra şehirdeki kilise ve manastırların sayısı her geçen gün arttı ve Hıristiyanlar için Kudüs kutsal bir şehir olarak görülmeye başlandı. Konstantin döneminde yasak biraz gevşese de Yahudilerin Kudüs’e girme yasağı devam eder ve Süleyman Tapınağının yıkıldığı bölge enkaz yığını halindedir ve bu alan, uzun yıllar şehir çöplüğü olarak kullanılır.

Müslümanlar 622 yılında Hazreti Muhammed’in Burak adında kanatlı kutsal bir hayvan ile Kabe’den alınıp bir gece yolculuğu sonrası Mescid-i Aksa’ya geldiğini, burada İsa, Musa ve Zekeriya peygambere namaz kıldırdıktan sonra Miraç denen göğe Allah’ın yanına onunla aracısız konuşmak için yükseldiğine inanırlar. Bu olay gerçekleştiğinde Kudüs henüz Müslümanlar tarafından fethedilmemiş ve alanda herhangi bir mescit olmasa da burası olayın gerçekleştiği yer olarak kabul edilir. Bu olaydan sonra Müslümanlar 16 ay boyunca burayı kıble kabul ederek buraya doğru namaz kılmışlardır.

637 yılında uzun bir kuşatma sonrası şehir, Hazreti Ömer’e teslim olmayı kabul eder. Müslümanların gelişiyle Kudüs Yahudilere tekrar açılır. Roma döneminde çöplük olarak kullanılan alanı Hazreti Ömer temizletir ve tapınak yıkıntılarının üzerine bir mescit yaptırır. Yaptırdığı mescit, Medine’de peygamberin mescidine benzer tahtadan bir yapı olarak kayıtlara geçer.

Emevî Devletinin kuruluşuyla birlikte 7. Yüzyılın sonlarına doğru Mescid-i Aksa yeniden, bu sefer taştan ve 3 bin kişilik olarak inşa edilir. 715 yılında Emevîler, Hazreti Muhammed’in gökyüzüne yükselmeden önce son ayak bastığı yer olarak kabul edilen Muallak taşının üstüne Kubbetü’s-Sahra’yı inşa etmişlerdir. Daha sonraki tarihlerde savaşlardan çok depremler bölgeye büyük hasarlar verecektir. 746 yılındaki deprem Mescid-i Aksa’yı yıkar. 750 yılında Abbasiler tarafından yeniden inşa başlar ama 771’deki deprem bu yeni yapıyı da tamamen yıkar. 785’te yeniden yapılır. 1033’te yeni bir deprem yıkar. 1034 yılında yeniden yapılır.

1099 yılında I. Haçlı Seferi sonrasında Kudüs’ü ele geçiren Haçlı ordusu tarafından Mescit tamamen yıkılır ve yapılan Saray, Süleyman Mabedi olarak adlandırılır. Alttaki galeriler ahır olarak kullanılır. Burası 1119 yılı itibariyle tapınak şövalyelerinin merkezi durumuna gelecektir. 1187 yılında Kudüs’ü Haçlıların elinden alan Selahaddin Eyyubî mescidi yeniden düzenletmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu 1516 yılında Yavuz Sultan Selim ile Memlukların elinden Kudüs’ü almıştır. Artık 1918 yılına kadar Kudüs ve Mescid-i Aksa Osmanlı himayesinde kalacaktır. Osmanlı döneminde en kapsamlı tadilat ve eklemeler Kanuni Sultan Süleyman’ın döneminde yapılmıştır. Sultan Süleyman 3 kilometre uzunluğunda ve 24 Burç’a sahip 12 metrelik surları 5 senelik bir çalışmayla ördürmüştür. Kubbetü’s-Sahra’nın etrafını çinilerle ördürmüştür.

1969 yılında bir kundaklama sonucu bir bölümü yıkılmış, 1972 yılında yıkılan bölümler Ürdün Kralı’nın maddi desteği ile birçok Türk sanatkâr tarafından yenilenmiştir. Dinler tarihinin en önemli ve en paylaşılmaz şehri Kudüs, 14. Mühür kuşağını oluşturan yaşam halkası üzerindedir ve yaşam halkasının sınır hattı tam olarak Süleyman Tapınağı’nın olduğu ve daha sonraları Mescidi Aksa’nın ve altın kubbeli Kubbetü’s Sahra’nın yapıldığı Tapınak Dağı’ndan geçer. (şekil 55)

Şekil 55   Kudüs ve Mührü Süleyman


[1]
Mahmut Nana, Çeviren D. Ahsen Batur, “Yahudilik Tarihi”, Selenge Yayınları, s.49

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir