ANADOLU MEDENİYETLERİ VE MÜHRÜ SÜLEYMAN LEY HATLARI

ANADOLU MEDENİYETLERİ VE MÜHRÜ SÜLEYMAN LEY HATLARI

Harran ovasındaki 16m9K Enerji Merkezinden başka Anadolu’da 15M7K, 16M8K ve 16m7K Enerji Merkezleri de bulunur. Medeniyetlerin beşiği denilen Anadolu’da antik kentler ve çağdaş modern şehirler çok belirgin bir şekilde bu enerji hatlarının üzerinde konumlanmıştır.  (şekil 82)

Piramit Merkezinden 16M8K Enerji Merkezine uzanan yön doğrusu, Anadolu yarımadasının en güney noktası olan Akdeniz sahilindeki Anamurium antik kentinden geçerek en kuzeydeki Sinop burnundan daha kuzeye doğru uzar. Bu yön doğrusu üzerinde en az 2000 yıllık geçmişi olan Karaman, Aksaray, Kırşehir, Çorum, Sinop gibi günümüz şehirlerinden başka Hattuşaş, Alacahöyük ve Acemhöyük  gibi 4.500 yıl öncesine tarihlenen antik kentler de bulunur.

 Babil Kulesi ve Kabe gibi Büyük Piramt’e 1296 km. uzaklıkta bulunan 16M8K Medeniyet Enerji Merkezi Kızılırmak’ın suladığı İç Anadolu ve Orta Karadeniz ovasında bulunur. Bu bölge en eski Anadolu medeniyetinin kurucusu olan Hititlerin doğduğu bölgedir. Mısır, Babil ve Asur imparatorluklarına karşı mücadele ederek 4. Büyük imparatorluğu kuran Hitit imparatorluğunun siyasi başkenti Hattuşaş ve dini başkenti Alacahöyük buradadır.

Hattuşaş ve Alacahöyük

Hitit İmparatorluğu’nun başkenti Hattuşaş, Çorum’un 82 kilometre güneybatısındaki Boğazköy’de kurulmuştur.  Hattuşaş Antik Kenti UNESCO tarafından 1986 yılında Dünya Mirasları listesine eklenmiştir. Hattuşaş sözcüğü Hatti insanlarının verdiği orijinal ad olan Hattus’tan gelmiştir. Hitit İmparatoru I. Hattuşili’nin ismi devletin başkentinden gelmektedir ve anlamı “Hattuşaşlı Adam”dır.

Asur tabletlerinde adı geçen Tevrat’ta bahsedilen Hititlerin anayurdu neresi olduğu Hattuşaş antik kenti keşfedilene kadar bilinmiyordu. Fransız Arkeolog Charles Texier, 1893 yılında Hattuşaş’ı keşfedince bölgede araştırmalar başlamıştır. Daha sonra Alman Hugo Winckler ile Thedor Makridi 1906 yılında büyük bir Hitit arşivi bulmuşlardır. Bu yazıların çözülerek okunmasından sonra elde edilen bilgiler sayesinde Anadolu tarihi yeniden yazılmıştır.

Yüksek tepelerde çok geniş bir alana yayılan ve etrafı surlarla çevrili Hattuşaş‘ta yapılan kazılarda 5 kültür katı gün ışığına çıkmıştır. Hattuşaş‘tan günümüze gelen kalıntıları Yukarı Şehir, Aşağı Şehir, Büyük Kale ve Yazılıkaya’dır.

M.Ö. 3000 yılından başlayarak Hattuşaş‘ta yerleşim vardır. Bu zamandaki yaşam alanları genel olarak Büyük Kale civarında olmuştur. Büyük Kale 250 metrelik bir kayalık üzerine kurulmuş ve üstünde Kraliyet Sarayı ve imparatorluğun yönetim merkezi bulunmaktadır.

Eğimli bir araziye sahip olan ve güneyde bulunan Yukarı Şehir 1 kilometre karelik bir alana yayılmıştır. Güneyde bir surla çevrilen Yukarı Şehir’de genellikle kutsal alanlar ve tapınaklar vardır. Güneydeki sur üzerinde beş tane kapı bulunmaktadır. Bunlar kentin en yüksek noktasında bulunan Sfenksli Kapı ve surun doğu ve batı ucunda karşılıklı olarak bulunan Aslanlı Kapı ve Kral Kapısı’dır. Burada bulan tapınaklardan seramikler, silahlar, yazılı belgeler, aletler ve kült objeleri bulunmuştur.[1]

Yapılan araştırmalar en yüksek zamanında 40.000 ila 50.000 kişilik bir nüfusu olan Hattuşaş, Hitit Devleti’nin yıkılması ile birlikte M.Ö. 1200 yıllarında yıkılmıştır.

Aynı enerji hattı üzerinde bulunan bir diğer antik kent Alacahöyük’tür. Hititler’in önemli bir kült ve sanat merkezi olan Alacahöyük’te 1935 yılında başlayan kazılarda 4 uygarlık çağı açığa çıkarılmıştır.

Alacahöyük’te 1. uygarlık çağı, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu-Osmanlı dönemleri ile temsil edilmektedir. 1. kültür katta, Geç Frig çağında höyüğün her yanı iskân edilmiştir. Bu katta küçük evlerden oluşan yerleşimler bulunmuştur.

Alacahöyük’ün 2. katını: Mabed, büyük yapılar, özel-blok evler, sokaklar, büyük küçük su kanalları, şehir sur kapısı kabartmalı süslü sfenkslerden oluşmaktadır. Kalker temel üzerine andezit bloklarla inşa edilmiş olan Sfenksli Kapının genişliği 10 metredir ve büyük mabedin anıtsal geçididir.

Alacahöyük 3. uygarlık katını (MÖ 2500-2000) oluşturur. Eski Tunç Çağı hanedan mezarları, bu çağın en önemli buluntularıdır. Dört yanı taşla örülmüş dikdörtgen mezarlar ahşap hatıllarla (kiriş) kapatılmış, damları üzerine kurban edilmiş sığır başları, bacakları yerleştirilmiştir. Altın, gümüş, elektrum, bakır, tunç, demir ve değerli taşlardan oluşan zengin ölü hediyeleri onların hanedana ait olduklarını göstermektedir. Çoğu altın, gümüş kapların dövme, dökme, kakma teknikleri, altın mücevheratın ince süsleri uzun bir gelişmenin ürünleridir.

Alacahöyük 4. kültür katını oluşturan Geç Kalkolitik Çağ ana toprak üzerine kurulmuş ilk uygarlıktır.

16m7K – 16m9K ile 15M8K – 16M8K Enerji Hattının tam kesiştiği noktada ise Anadolu’nun 4 bin yıl önce en gözde maden üretim merkezi olarak bilinen Acemhöyük kurulmuştur. Akad ve Hitit tabletlerinde adı geçen ünlü Asur kenti Puruşhattum, bugünkü adıyla Acemhöyük’tür. Asurlular, Demir Çağı’nın öncüsü olarak burada ürettikleri demir kılıçlarla donattıkları askerlerden oluşan ordusu sayesinde Dünya’nın ilk istilacı imparatorluğunu kurmayı başarmıştır.


Ege Antik Kentleri ve İstanbul

16M8K Enerji Merkezinden Dünya’nın en kaliteli oksijen solunumuna sahip Kaz Dağları’nın eteklerindeki 16m7K enerji merkezine uzanan mühür hattı  Samsun, Osmancık, Tosya, Ilgaz, Çerkeş, Gerede, Bolu, Bilecik, Bursa, Balıkesir yerleşim yerlerinin üzerinden geçer. Bu hat ayrıca binlerce yıllık geçmişi olan Doğu-Batı kervan yolunun güzergahını oluşturur ve günümüzde E80 Otoyolu bu güzergahın üzerine yapılmıştır.   (şekil 82)

 Assos, Troya, Bergama, Edremit Gryneion, Ayvalık, İzmir, Efes gibi Batı Anadolu‘da ve Ege kıyılarındaki antik yerleşim kentleri,  bu medeniyet enerji merkezinden yayılan hatların üzerine kurulmuştur.

İstanbul, tam 16m7K – 17M8K Medeniyet enerji hattı üzerinde bulunur. Ayasofya, Hagia İrine, Yerebatan Sarnıçı, Küçük Ayasofya (Sergios ve Bakhos Kilisesi), Mısır Obeliksi, Topkapı Sarayı ve Sultanahmet Camisi gibi İstanbul’un en önemli ve en eski kutsal yapılarının bu medeniyet enerjisi üzerinde olması bu enerjinin fark edilerek bilinçli bir plana göre bu eserlerin inşa edildiğini gösteriyor. (şekil 86)

Yine bölgedeki bir başka önemli şehir olan Edirne’de Mimar Sinan’ın yaptığı Büyük Selimiye Camisi de Mührü Süleyman ley hatları üzerinde bulunur ve gökyüzünü temsilen yapılmış geniş ve yüksek kubbesi altında toplanan insanlara uhrevi bir hava verir.

Yıllar önce Ayasofya’yı gezerken bir turist rehberinin anlattığı gibi Ayasofya, Aya İrini ve Küçük Ayasofya kutsal bir enerji hattı üzerinde bulunuyordu ve bu kutsal enerji hatları çok eski zamanlardan beri sofistik (ilahi sırlara ermiş) insanlar tarafından biliniyordu. Artemis, Apollon ve Afrodit tapınaklarından önce de belki burada başka tapınaklar vardı. Bilerek veya bilmeyerek insanlar hep bu enerji hatlarının üzerine şehirlerini kurmuşlar ve kutsal yapılarını inşa etmişler.

Ayrıca Ayasofya, Sultanahmet ve Küçük Ayasofya; Giza Piramit sitesindeki Khufu, Khafra ve Mankaura Piramitleri gibi kuzeydoğu –güneybatı eksen doğrusu üzerinde Orion yıldızları gibi 2+1 diziliş düzenindedir.

Şimdi İstanbul’un tarihiyle aynı geçmişe sahip olan Ayasofya, Aya İrini ve Küçük Ayasofya’nın tarihçelerine yapılış hikayelerine bakılırsa bu tapınakların kutsallığının nasıl ortaya çıktığı daha iyi anlaşılır.

Şekil 87: Ayasofya ve Sultanahmet aynı hizada Mührü Süleyman hattı üzerinde bulunur.

Ayasofya ve Mührü Süleyman Hattı

Roma İmparatorluğu’nun siyasi ve kültürel yapısına uymamasından dolayı, Hıristiyanlık yasak bir din olarak kabul edilir. Hıristiyanlar bu yasaktan dolayı 300 yıl boyunca farklı imparatorların elinde zulme uğrarlar. Bu zulmün doruk noktası M.S. 284 – 305 tarihleri arasında İmparator olan Diocletian zamanında olur. Bugünkü İzmit bölgesinde yer alan Nicomedia adlı şehirde, yazlık sarayından Roma İmparatorluğunu yöneten Diocletian öldükten sonra taht kavgası başlar. Dört komutan kendi aralarında savaşa girişirler. Bu taht kavgasından Konstantin galip çıkar ve Roma İmparatorluğu’nun tahtına geçer. Efsaneye göre Konstantin, kendisini imparator yapacak son galibiyetinin öncesinde, bir rüyada, göklerde, “XP” işaretini görür. Bu işaret Antik Yunancada ”Χριστός” (Mesih) kelimesinden gelmektedir. Bu, onun Hıristiyanlığa yakınlaşmasını sağlar ve Konstantin ile birlikte Hıristiyanlar yaklaşık 300 yıl süren zulümden kurtulur.

Konstantin, daha sonra İmparatorluğun başkentini Roma yerine Byzantium ilan eder. Byzantium bugün Sultanahmet ya da Tarihi Yarımada denilen bölgedir. Bu bölgenin seçilmesi stratejik olarak önemlidir. Bir yarımada olması dolayısıyla daha güçlü bir şekilde savunulabilir ve Doğu ile Batı arasında merkezi bir konuma sahiptir.

Konstantin M.S 330 yılında Roma İmparatorluğu’nun başkentini bu bölgeye taşır ve ismini Nova Roma, yani, Yeni Roma koyar. Konstantin’in ölümünden sonra insanlar şehre, Konstantin’in şehri anlamına gelen, Konstantinopolis ismini verirler.

532 yılında İmparator Justinianus zamanında şehir halkı, huzursuzluk dolayısıyla büyük bir isyana başlar. Tarihte Nika Ayaklanması olarak geçen bu ayaklanma, neredeyse tüm şehrin büyük hasar görmesine neden olur. Justinianus bu isyanı bastırır, ancak şehri yeniden kurması gerektiğini anlar. Bu Justinianus için bir fırsattır ve şehri yeniden inşa etmek için hazırlıklara başlar. Konstantin nasıl Yeni Roma’yı kurmak istediyse, Justinianus’un de buna benzer bir amacı vardır. Ancak bu sefer Yeni Roma yerine Yeni Yeruşalim’i, yani Yeni Kudüs’ü kurmayı amaçlar.[2]

Bilindiği gibi Yerusalem, yani Kudüs, bütün ilahi dinler için çok önemli ve kutsal bir şehirdi. Bunun en önemli nedeni orada Süleyman Tapınağı’nın olmasıdır. Bu tapınak Tanrı’nın halkıyla buluştuğu yerdi. Dolayısıyla en kutsal yer olarak kabul ediliyordu. İşte Justinianus de Yeni Yerusalem’i inşa ederken, bir yandan Yeni Tapınağı inşa etmek istiyordu. Bu amaçla Ayasofya mimarisinde Kudüs’teki Süleyman Tapınağı’nın mimarisi örnek alınmıştır. Dünya’yı temsilen dikdörtgen temelli bir bina üzerine Roma’daki pagan dininin en kutsal tapınağı Pantheon’un kubbesi gibi gökleri temsilen büyük bir kubbe yapılacaktı. Böylece yeryüzü ve gökyüzü Ayasofya’da birleşmiş olacaktı.

Matta İncil’de 6:10’da Rabb’in Duası’nda da şöyle yazar: “Egemenliğin gelsin. Gökte olduğu gibi yeryüzünde de senin isteğin olsun.”. Justinianus, iyi bir Hıristiyan’dı ve İncil’de bahsedilen bu ilahi egemenliğin Ayasofya’nın kubbesi altında gerçekleşmesini istiyordu. Mesih’e inanan tüm insanların göklerin egemenliği altında toplanacağı bu tapınağa “İlahi Bilgelik” anlamına gelen Ayasofya adını vermişti.

Justinianus, dönemin en önemli iki mimarını huzuruna çağırır ve planından bahseder. Bu mimarlar Trallesli Antemius ve Miletli İsidoros’tur. Antemius ve İsidorus plana bakarak bu binanın yapılmasının imkansız olduğu konusundaki görüşlerini belirtirler; ancak Justinianus kararlıdır. Bu kilisenin yapılması gerekmektedir. İnşaat 23 Şubat 532 tarihinde başlar ve kilise 27 Aralık 537 tarihinde ibadete açılır.

Ayasofya inşa edildiğinde, piramitler dışında Dünya üzerindeki en büyük binaydı ve yaklaşık 1000 yıl boyunca böyle kaldı. Ayasofya’nın Kubbesi, Mimar Sinan tarafından Süleymaniye ve Selimiye Camileri yapılana kadar 1000 yıl boyunca en geniş ve yüksek kubbe olarak kabul edildi.

Küçük Ayasofya

Doğu Roma İmparatoru I. Jüstinyen ve karısı Theodora  tarafından 536 yılında yapılmıştır. Kilise ismini Hıristiyanlığa geçtikleri için işkence ile öldürülen ve daha sonra azizlik mertebesine getirilen Sergios ve Bakhos isimli iki askerden almıştır. Efsaneye göre; İmparator I. Anastasios (Anastasius)’a karşı bir komploya karıştıkları iddiasıyla idama mahkum edilen Jüstinyen ve amcası Justin sabah gerçekleşecek olan idamlarını beklerken, o gece Aziz Sergios ve Aziz Bakhos İmparator Anastasios’un rüyasına girmiş ve onların suçsuz olduklarını söylemişlerdir. Bundan etkilenen imparator da Jüstinyen ve amcasını affetmiştir. Jüstinyen tahta geçtiğinde ise bu iki azize olan minnetini göstermek için bu kiliseyi inşa ederek kiliseye Aziz Sergios ve Aziz Bakhos’un adlarını vermiştir.

Aya İrini Kilisesi

Topkapı Sarayı’nın birinci avlusunda, Bâb-ı Hümâyûn’dan girildiğinde sol tarafta bulunan ve bugün müze vasfında bulunan yapıdır. “Kutsal barış” anlamına gelen Aya İrini’nin yerinde bulunan ilk kilise, Büyük Konstantin (I. Constantinus) tarafından daha önce burada bulunan Artemis, Apollon ve Afrodit tapınaklarının kalıntıları kullanılarak IV. yüzyılın başlarında yaptırılmıştır.

AKDENİZ LEY HATTI

Knidos, Marmaris, Fethiye, Xanthos antik kentleriyle  Rodos’un ortasındaki 15M7K Medeniyet Enerji Merkezinden yayılan enerji hatları Akdeniz ve Ege sahillerindeki Hellen, Roma ve Bizans dönemi antik kentlerinin üzerinden geçer. Burada Myra, Olimpo, Phaselis, Antalya, Aspendos, Alanya, Syedra, Selinus, Anamurium, Kalenderis, Kıbrıs Lefkoşa gibi antik kentlerin hiçbirinin yerleşimi ve kıyı oluşumu bir tesadüf değildir. Tüm bunlar medeniyetler beşiği Anadolu’nun  Mührü Süleyman Yaşam Enerjisi Ley Hatları ile nasıl şekillendiğini çok açık göstermektedir. Ley hatları üzerinde yerleşim kimi zaman bilinçli kimi zaman da bilinç dışı fakat Mühür hatlarının yaydığı yaşam enerjisinin cazibesiyle kendiliğinden oluşmuştur.

[1] Dr. İsmail Baytak,  Anadolu Hitit Merkezleri, Hitit Kültürü-Sanatı-Dini. pdf.

[2] https://www.kutsalkitap.org/ayasofya/

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir