Hz. İbrahim’de Tevhit İnancının Oluşması

Hz. İbrahim’de Tevhit İnancının Oluşması

Efsanelere göre Nemrut rüyasında doğacak bir çocuk tarafından tahtının yıkılacağını görür çocuk yapmayı yasaklar ve doğan erkek çocukları da öldürtür. Hz. İbrahim’in annesi de o yıl doğan oğlu İbrahim’i, mağarada saklar ve orada büyütür. Belli bir yaşa kadar mağaradan çıkmayan İbrahim, tehlikenin geçmesinden sonra annesiyle mağaradan çıkıp şehre dönerken gördüğü gökyüzü varlıklarının yaratıcı tanrı olamayacağını ve gerçek yaratıcının her zaman ve her yerde olan görünen ve görülmeyen en yüce varlık ve güç olduğunu akıl yoluyla bulmuştur.

Müfessir İbn Kesir, Hz. İbrahim’in bu sözleri Allah’ı arayışı sırasında, annesiyle kaldığı mağaradan dönerken söylediğine dair görüşün İsrailiyattan alındığı ve bu görüşün Kuran ayetlerine ters düştüğünü savunur.[1]

Tarihsel ve bilimsel bulgulara göre Ur kentinde doğan ve amelu sınıfına mensup soylu bir ruhban aileden gelen Hz. İbrahim, çocukluk ve gençlik döneminde iyi bir eğitim almış olmalıdır. Yani Hz. İbrahim Babilllilerin din mitolojisini okumuş, astronomi, matematik, tıp, tarih ve coğrafya öğrenmişti. Ailesi tarafından geleceğin tapınak rahibi (din ve bilim adamı) olarak yetiştiriliyordu. Ancak İbrahim, sorgulayan, eleştiren, analitik düşünceye sahip zeki bir insan olarak toplumdaki çok tanrılı inancı akla uygun bulmamış, derin düşünceler ve gözlemler sonucu tanrısal varlığın ve gücün birliğini, tekliğini ve yüceliğini idrak etmişti.

İbrahim, önce yaşıtı olan ve aynı eğitimi alan arkadaşlarıyla konuyu münazara ederek fikirsel bakımdan kendini geliştiriyordu. Kendini hazır hissettiği bir gün Ay Tanrısı Nannar Tapınağı’nın başrahibi olan ve put yapıp satan üvey babası ya da amcası Azer’e giderek tevhit inancını ona anlatır. Ancak Azer şiddetle reddeder.

İbrahim, genç yaşına rağmen çok bilgiliydi ve çok güzel konuşuyordu. Ancak yüzlerce yılın gelenekselleşmiş atalar dini haline gelmiş çok tanrılı inancı bir anda yıkmak insanları tevhide (tanrısal birliğe ve tekliğe) inandırmak öyle kolay değildi. Bu nedenle İbrahim, şehir halkını tevhide davet ederken farklı bir yöntem izliyordu. Toplumun güvenini kazanmak ve onları etkilemek için, inançlarını reddederek değil de, onlara kendi inançlarını anlattırıyor, sorular soruyordu. Sonra da onlara yıldız, ay ve güneşin tanrı olamayacağını akli delillerle anlatıyordu.

Hz. İbrahim’i dinleyen halk şaşırıyordu çünkü ilk defa ruhban sınıfından bir kişi tanrılarına dil uzatıyordu. Halbuki diğer rahipler tanrıları övüyor tanrılara karşı gelmekten insanları azapla korkutuyorlardı. Belki bazıları tanrılar ve rahipler tarafından sınandığını zannediyordu.

Hz. İbrahim, sonuçta onların kalplerindekinin değişmeyeceğini anlamış ve taptıkları put-tanrıları kesin bir şekilde ortadan kaldırırsa belki gerçeği idrak edeceklerini düşündü. Bir gün bütün halkın tören meydanına toplandığı zaman büyük tanrıların olduğu tapınağa girdi. Bütün putları kırdı sadece en büyük put Nannar’a dokunmadı. Hz. İbrahim’in put-tanrıları kırdığı haberi Nemrut’a ulaştı ve onu huzuruna çağırdı. Nemrut, İbrahim’in açıkça Tanrılarına dil uzattığını kendisine de secde etmediğini gördü, karşısındaki halktan biri olsaydı onu hemen ağır şekilde cezalandıracaktı ancak İbrahim, ruhban sınıfına bağlı soylu bir aileden geliyordu ve ruhban sınıfı dokunulmazlığa sahipti.

Nemrut’un isteği üzerine ruhban meclisini oluşturan başrahipler toplandı, nasıl bir ceza verilmesi üzerinde kendi aralarında görüşmeye başladılar. Sonuçta İbrahim’in yakılması konusunda fikir birliğine vardılar ve Nemrut’a gelip:

“Eğer yapacağınız bir şey varsa, o da bunu (ateşte) yakmaktır. Böyle yapın da tanrılarınıza sahip çıkın, dediler. (Enbiya: 68)

Hz. İbrahim ateşe atılıncaya kadar hapiste tutulur, Hz. İbrahim’e ateşe atılırken, Allah’ın yardımı yetişir ve ateşe: “Ey ateş, İbrahim’e karşı serin ve selamet ol, dedik. (Enbiya: 69) emri ile ateş serin ve selamet olur ve Hz. İbrahim’i yakmaz. Bu mucizenin karşısında yaşanan şaşkınlıktan sonra Nemrut ve ruhban sınıfı Hz. İbrahim’e dokunmadılar ancak inanmadılar da. Tahminen şehirlerinden göç etmesini istediler. Halktan ve yakın çevresinden kendisine inananlarla şehirden göç etti. Hz. İbrahim göç sırasında nereye yerleşeceklerini soranlara Kuran ayetinde açıklandığı gibi şöyle cevap veriyordu “İbrahim dedi ki: Rabbimin gitmemi emrettiği yere doğru gidiyorum. O, elbet bana doğru yolu gösterecektir.  (Saffat:  99)

Tevrat’a göre, Ur Kenti’nden çıktıktan sonra uzun yıllar kaldığı yer Harran idi. Hz. İbrahim Fırat’ı takip ederek Harran kentine doğru göç etti. Harran’da halkın çoğu Aramî’ydi ve Aramî dilini konuşuyorlardı. Hz. İbrahim burada yabancılık çekmedi çünkü iyi bir eğitim almıştı, Arami dilini ve bölgede konuşulan diğer dilleri de iyi derecede biliyordu. Ayrıca bölge dillerinin çoğu Sümerce’den etkilenmişti. Bilmediklerini de öğrenmesi kolay oluyordu. Hz. İbrahim bölge halkının saygı gösterdiği soylu ve bilge bir insandı. Daha önemlisi erdemli şahsiyetiyle güzel konuşmasıyla insanları etkiliyor çevresinde sevenleri ve inananları çoğalıyordu. Ancak inananların çoğu Suriye çöllerinde göçebe yaşayan kabile halklarıydı.

[1] İbn Kesir, el-Bidâye ve‟n Nihâye, Beyrut 1966, cilt I, 152.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir