ESKİ MISIR TARİHİ

ESKİ MISIR TARİHİ

ESKİ MISIR TARİHİ

Araştırmaya Mısır tarihi ve piramitlerle başladım,  Mısır tarihi ve piramitler hakkında bulduğum bütün kitapları, web sayfalarını okuyor; belgeselleri izliyordum. Aylar geçtikçe kafamda bir yığın bilgi toplanıyordu. Aslında Mısır tarihi ve piramitler, bilinmezlerle doluydu. Arkeolog ve tarihçilerin yanında konuyla ilgili gizlem anlatıcıları da pek çok varsayımlar öne sürüyordu.

Gizlem araştırmacılarına göre piramitlerin hikâyesi Mu Kıtası’na ve Atlantis’e dayanıyordu. Yazılı tarihin çok dışında ve öncesinde on binlerce hatta yüz binlerce yıl öncesinde okyanus ortasındaki bu iki kıtada insanlık şimdikinden çok daha üstün bir medeniyet kurmuş, bilim ve teknolojide çok ilerlemişti.  İnsanlar psişik ve mistik güçlere sahipti. Dünya dışı varlıklarla hatta tanrılarla iletişime geçiyorlardı. Dünya’nın diğer kıtalarında yaşayan insanlar da ilkel seviyede varlıklarını sürdürüyorlardı. Sonra bir şeyler ters gitti ve Pasifik Okyanusu’ndaki Mu Kıtası ve Atlas Okyanusu’ndaki Atlantis battı. Bu kıtalardan kaçıp kurtulanlar, Mısır’a gelip yerleştiler. İnsanlığa bir iz, bir işaret olsun diye de piramitleri inşa ettiler. Piramitlerin, metafiziksel ve fiziksel bir tür enerji ürettiğini hatta Dünya dışı yaşamlarla iletişim kurduğunu iddia edenler bile vardı. Kısaca böyle özetleyebildiğim gizlem anlatıcılarının bu anlatımları, çok etkileyiciydi ve insanın hayal gücünü coşturuyordu. Fakat bilimsellikten yoksundu. Yine de bu kitaplardan çok şey öğreniyordum. Fakat kayıp kıta efsaneleri ve söylemleri çok eski çağlardan günümüze kadar kesintisiz gelmiş olduğu da bir gerçek. Konuyla ilgili araştırma bilgilerini yorumlayınca kayıp medeniyetlerle ilgili farklı sonuçlara ve çıkarımlara ulaşacaktım.

Arkeolog ve Egiptologlar, konuyu daha tutarlı ele alıyorlar, Mısır hiyerogliflerinden ve Firavun mezarlarının kazılarından elde ettikleri belge ve bulgulara dayanarak Mısır tarihini ve piramitlerin hikâyesini anlatıyorlardı. Ancak eldeki belge ve bulgular çok azdı. Yaklaşık on bin yıl önce başlayan Mısır tarihini ve tonlarca ağırlıktaki taş bloglardan yapılmış muazzam büyüklükteki piramitlerin bilim ve teknolojinin ilkel çağlarında nasıl yapıldığını açıklamaya yetmiyordu.

Aşağıdaki bölümde Doç. Dr. Hakan SİVAS tarafından yazılan “Eski Mezopotamya ve Mısır Tarihi” kitabında piramitlerin yapıldığı  dönemler şöyle anlatılıyor:

Arkeolog ve Egiptologlara  göre   Mısır’da  Paleolitik Çağ’dan (Eski Taş Çağı) beri insanlar yaşamaktaydı. Paleolitik kültürlerin izleri günümüzden 500.000 yıl önceye kadar gitmektedir. Yaşam koşulları günümüzdekinden farklıydı, günümüzdeki ekvatoral iklime daha yakın daha nemli, bir iklim vardı. Bugün vadinin yarısından fazlasını kaplayan Nil Nehri, o dönemde tüm vadiyi kaplıyor ve daha sonraları çöl hâline gelecek olan yerlerde insanlara özgü yerleşim alanlarını çevresinde topluyordu. Paleolitik Çağ insanlarına ait taş aletler Nil Vadisi’ni çevreleyen dağlarda bulunmuştur.

Günümüzden 12.000 yıl önce Sahra’nın kuraklaşması ve çölleşmesi sonucunda bu bölgede avcılık ve toplayıcılıkla geçinen halklar Delta Bölgesi’ne ve Nil Vadisi’ne göç etmişlerdir. Neolitik Çağ’da (Cilalı Taş Çağı) insanlar ilk köyleri kurmuşlar, hayvanları evcilleştirmişler, tarım yapmaya başlamışlar ve çanak çömlek üretmişlerdir.

Kim bilir belki de gizlem anlatıcılarının bahsettiği Atlantis kayıp bir kıta değil, Kuzey Afrika’da Sahra çölünde kaybolan okyanusun ortasında veya çevresindeki verimli topraklarda kurulmuş gelişmiş bir medeniyetti ve değişen iklim nedeniyle çölleşerek yok oldu. Daha sonraki bölümlerde Atlantis konusuna tekrar geleceğiz.

Erken Devir (1. – 2. Sülaleler)

(Yakl. Ol. M.Ö.  2920-2650)

Yeni Krallık Dönemi’nin başında yerleşmiş bir geleneğe göre M.Ö. 3000 yıllarında Menes adlı efsanevi bir kral, Aşağı Mısır ve Yukarı Mısır krallıklarını tek bir krallık altında birleştirmeyi başarmıştır. Ancak Yukarı Mısırlıların başkenti olduğu sanılan Hierakonpolis’te bulunmuş olan, tapınağa adak olarak sunulmuş Narmer Levhası’nın bir yüzündeki kabartmalarda, Yukarı Mısır’ın beyaz tacını giyen Kral Narmer, Delta Bölgesi’ni ele geçirip bir reisi esir alırken betimlenmiştir. Levhanın diğer yüzünde de Narmer, Aşağı Mısır’ın kırmızı tacını giymiş şekilde resmedilmiştir. Narmer Levhası sayesinde bugün birçok tarihçi Mısır’ın gerçek birleştiricisinin Narmer olduğu konusunda fikir birliği içindedir.

Mısır Devleti’nin bu şekilde kuruluşundan Büyük İskender’in M.Ö. 332 yılında Mısır’a gelişine kadar geçen süredeki Mısır  tarihi, Eski Mısırlı tarihçi Manetho tarafından 31 sülaleye ayrılmıştır. Bu 31 sülale de düzen ve istikrarın sağlandığı ve güçlü bir krallık otoritesinin kurulduğu 6 krallık dönemine ayrılmıştır:

  • Erken Krallık Dönemi: 1. – 2. Sülaleler zamanı

(YAKL. OL. M.Ö. 2920-2650)

  • Eski Krallık Dönemi: 3. – 8. Sülaleler zamanı

(M.Ö. 2650-2134)

  • Orta Krallık Dönemi: 11. – 14. Sülaleler zamanı

(M.Ö. 2040-1640)

  • Yeni Krallık Dönemi: 18. – 20. Sülaleler zamanı

(M.Ö. 1550-1070)

  • Geç Dönem Krallığı: 25. – 31. Sülaleler zamanı

(M.Ö. 712-332)

Mısır, Erken Devir’de 1. ve 2. sülâleler tarafından yönetilmiştir. 1. Sülale efsanevi kral Menes’le başlar. Menes’in gerçekten yaşadığına ilişkin izler kesinlik kazanmamıştır. Kendi dönemlerinde bu krallar resmi unvanlarını oluşturan Horus adlarıyla tanınırlardı, kral listelerinde geçen doğum adları kullanılmazdı. Bu nedenle kral listelerinde adı geçen Kral Aha ile Menes’in aynı kişi olduğu düşünülmektedir. I.Sülale’yle birlikte yazı yaygın olarak kullanılmaya başlamış ve siyasi başkent olarak Memfis kurulmuştur. Abidos ve Hierakonpolis bu dönemin diğer önemli merkezleridir.                 

 1. Sülale’nin Yakındoğu ve Libya ile ilişkileri olmuştur. Ülke toprakları güneyde ikinci Çağlayan’a kadar uzanmıştr. Bu dönemde krallar ve saray halkı Abidos’ta çölün içlerinde bir mezarlığa gömülmüşlerdir. Mütevazı boyutlarda inşa edilmiş olan bu mezarlar sonraki dönemlerde soyulmuşlardır. Yüksek devlet görevlilerinden bir grup ise Sakkara’nın kuzeyinde çölün yanında inşa edilmiş mezarlara gömülmüşlerdir.

II. Sülale’nin ilk kralı Peribsen Mısır tarihinde Horus değil Seth unvanı taşıyan ilk ve tek kraldır. Peribsen adının bir Horus adı olan Sehmehib’den değiştirildiği düşünülmektedir. 2. Sülale döneminin ilk yıllarında kraliyet mezarlığı Sakkara’ya taşınmıştır. Kral Hasehemvi döneminde Suriye – Lübnan bölgesindeki liman kenti olan Biblos ile ticaret ilişkileri kurulmuştur. Yukarı Mısır’da birçok taş yapı inşa ettirilmiştir. Bu dönemde gerek kraliyet gerekse özel kişilerin yaptırdığı taş heykellerin kalitesi artmıştır. Hasehemvi tüm rakiplerini ortadan kaldırarak, devletin bütünlüğünü güvence altına almış, krallık dini oluşturulmuştur.[1]

 PİRAMİTLER ÇAĞI

 Eski Krallık (3. – 8. Sülaleler) Dönemi

(M.Ö.  2650-2134)

1. ve 4. Sülaleler düzeni ve barışı (Maat) sağlayarak Klasik Mısır uygarlığının temellerini atmışlar ve güçlendirmişlerdir. Eski krallıkta kraliyet ve yönetim merkezi Memfis kentidir. Memfis modern Kahire’nin yaklaşık 20 km güneyindedir. Geleneksel düşünceye göre ilk kral Meneş tarafından kurulmuştur ve aynı zamanda tanrı Ptah kültüne tapınılan büyük bir dinsel merkezdir.

3. Sülale krallarının siyasi faaliyetleri hakkında çok az bilgi vardır. Bu sülalenin güçlü krallarından Coser (M.Ö. 2630-2611) zamanında birinci ve ikinci çağlayanlar arasındaki Aşağı Nubya Bölgesi ilk kez egemenlik altına alınmıştır. üçüncü Sülale döneminden itibaren Mısır, Sina’da bakır ve firuze madenlerine sahip olmuş ve işletmeye başlamıştır. üçüncü Sülale’nin son kralı Huni (M.Ö. 2599-2575) Nil’in Elefantin Adası’nda bir kale kurarak Mısır’ın Birinci Çağlayan’daki güney sınırını iyice güvence altına almıştır.

2. Sülale ile birlikte mütevazı binalardan anıtsal taş mimariye geçilir. Tuğla, ahşap ve hasırdan inşa edilen Coser’in karalık sarayı Sakkara’daki Basamaklı Piramit’in etrafını kuşatan anıtsal bir taş yapıya dönüştürülür. Krallık atölyelerinde gerçek boyutta ilk taş heykeller yontulur ve kabartma sanatı gelişir. Coser’in sarayının yakınındaki Sakkara platosunda, veziri mimar Imhotep tarafından inşa edilen 6 basamaklı ve 60 metre yüksekliğinde Basamaklı Piramit yükselir. Dünya’nın en eski piramidi olan bu yapının güneydoğusunda küçük ibadet odalarıyla çevrili bir tören avlusu vardır. Coser’in halefi olan krallardan Sehemhet (M.Ö. 2611-2603) Sakkara’da, Coser’in Basamaklı Piramidi’nin güneybatısında, kral Huni ise Meidum’da yaptırmaya başladıkları piramitleri bitirememişlerdir.

4. Sülale’nin ilk kralı Snefru Nubya bölgesine sefer yapmış 7000 esir ve 200.000 baş hayvanı ganimet olarak almıştır. Kuzeyde bakır madenleri bakımından zengin olan Sina Yarımadası’na, Fenike’ye ve batıdaki Libyalılara karşı da sefer yapmıştır.

                   

4. Sülale büyük piramitlerin dönemidir. Eski Krallık Dönemi’nde üçüncü ve dördüncü sülaleler zamanında inşa edilen ünlü piramitler o döneme “Piramitler Çağı” adının verilmesine neden olmuştur. Snefru (M.Ö. 2575-2551), Meidum’da Huni’nin başladığı piramidin yapımına devam eder, ancak daha sonra kendi piramit kompleksini yapmak için inşaatı yarım bırakır. Dahşur’da “Eğik piramit” ve “Kızıl Piramit” olarak adlandırılan iki piramit yaptırmıştır. Kızıl Piramit geometrik olarak ilk gerçek piramittir. Babası Snefru’nun yerine geçen Yunan tarihçilerin “Keops” adıyla bahsettiği ancak Mısır hiyerogliflerinde Khufu adıyla geçen Mısır tarihinin en itibarlı kralı Khufu’nun (M.Ö. 2551-2528) Gize Platosu’nda yaptırdığı piramit 146 m yüksekliğiyle Eski Mısır’da inşa edilmiş en büyük piramittir. Ayrıca Dendera’da ilk Hathor tapınağını da yaptırmıştır. Khufu krallığı sırasında babası Snefru gibi Sina Yarımadası’na yapılan seferlere devam etmiştir. Khufu’nun yerine geçen oğlu Ra’cedef de (M.Ö. 2528-2520) kendisine Gize’nin 8 km kuzeyindeki Abu Ravvaş kayalık tepelerinde bir piramit yaptırmak istemiş ancak erken ölümü sonucu inşaat yarım kalmıştır. Ra’cedef’in yerine geçen kardeşi ya da üvey kardeşi olan Kefren (Khafre) (M.Ö. 2520-2494) mezar kompleksini Khufu Piramidi’nin hemen güneybatısına yaptırır. Kefren’in oğlu Mikerinos (Menkaure) (M.Ö. 2490-2472) Gize’deki son piramidi yaptırmıştır. Bu piramit 66,5 m yüksekliğinde olup Keops ve Kefren piramitlerinden çok alçaktır. Giza piramitleri Mısır’ın en görkemli anıtları olarak karşımıza çıkarlar. Anıtsal mimariye sahip olan piramitler güç ve zenginliğin simgesiydiler. Khufu Piramidi antik Dünya’nın yedi harikasından birini oluşturur. Yapılardan başka dördüncü Sülale zamanında heykeltıraşlık, kabartma, yazıt ve mezar hediyelerinde de parlak, üstün bir sanat anlayışı görülür. 4. Sülale’nin son firavunu Şepseskaf (M.Ö. 2472-2467) kendisine piramit yerine çok büyük bir mastaba yaptırmıştır.

5. Sülale firavunları Sina Yarımadası’na seferler yapmışlar ve buradaki kabilelerle çatışmışlardır. Ayrıca Libya yağmalanmıştır. Suriye ile ekonomik ve diplomatik ilişkiler güçlendirilmiştir. Ticaret ilişkileri ise Ege’ye ve Girit’e kadar uzanmıştır.

5. Sülale zamanında piramitlerin boyutları küçülmüştür. Bu sülaleden Userkaf (M.Ö. 2465-2458) Sakkara’da Basamaklı Piramit’in hemen yanı başına küçük bir piramit yaptırmış buna Abusir yakınlarında Güneş Tanrısı Ra için yaptırdığı anıtsal bir tapınağı eklemiştir. Ondan sonra Menkauhor’a (M.Ö. 2396-2388) kadar gelen beş kral da bu tür güneş tapınaklarını piramit mezarlarının yanına yaptırmaya devam etmişlerdir. Günümüze kadar bu tapınaklardan sadece Userkaf ve Neuserre’ye (M.Ö. 2416-2392) ait olanlar kazılıp gün ışığına çıkarılabilmiştir. Kazılan iki tapınak gibi diğerlerinin de Abusir köyünün kuzeyindeki Memfis Nekropolü’nün bir bölgesinde olduğu tahmin edilmektedir. Ra (güneş) tapınakları da piramitler gibi bir vadi tapınağı, geçit yolu ve kült tapınağından oluşmaktadır. Ancak kült tapınağının ardında piramit değil yüksek ve eğimli bir kaidenin üzerinde bir sütun ya da dev bir dikilitaş yükselir. Bu sülalenin son kralları zamanında güneş dininin öneminde bir azalma olmuş ve güneş tapınaklarının yapımı sona ermiştir

4. ve 5. Sülaleler tarihinin en önemli gelişmelerinden biri, Horus (Güneş) dininin ortaya çıkmasıdır. Mısır firavunları, “Ra’nın Oğlu (Güneş Tanrısı’nın Oğlu) Horus” unvanını kullanmaya başlamışlardır.

Eski Krallık zamanında Mısır toprakları güneyde Aşağı Nubya, Kuzeyde Sina Yarımadası’na kadar uzanıyordu.

6. Sülale, kral Teti (MÖ 2323-2291) tarafından kurulmuştur. Onu I. Pepi (2289-2255) ve II. Pepi (M.Ö. 2246-2152) takip etmiştir. Bu sülale döneminde de monarşik kurumlar gelişmiştir. I. Pepi döneminde Mısır birlikleri Doğu Çölü ve Nubya’ya sefer düzenlediler. Kuzeyde Sina bölgesindeki bedeviler (Kum halkı) ve Güney Filistin’deki kabileler mağlup edildi. I. Pepi’nin oğlu kral Merenre (M.Ö. 2255-2246) zamanında da Doğu Çölü’ne ve Nubya’ya keşif seferleri yapılmış ve Nubya lideri tarafından sunulan vergiler kral Merenre tarafından kabul edilmiştir. Merenre genç yaşta ölünce yerine geçen üvey kardeşi ve altıncı Sülale’nin son firavunu olan II. Pepi’nin uzun saltanatında (M.Ö. 2246-2152) yaşanan gerileme Eski Krallığın çöküşünü hazırlamıştır. Bu çöküş dış etkilerden kaynaklanmamıştır. II. Pepi çocuk yaşta tahta çıktığı için ülke siyasetinin uzun süre kralın annesi ve eyalet yöneticisi olan aile üyeleri tarafından belirlenmesi, krallığı ve yönetimi zayıflatmıştır. Krallığın zayıflamasında kralın yetişkinliğinde bile güçlü bir kişilik olmamasının etkisi olmuştur ve 8. sülaleler zamanında (M.Ö. 2150-2134) çok kısa sürelerle tahtta kalan 75 civarında kral başa geçmiştir. Bu krallar döneminde otorite kaybedilmiştir. 8. Sülale’nin sonuna gelindiğinde ülkenin birliği tamamen bozulmuş ve Memfis’teki krallık sarayı otoritesini yitirmiştir. 8. Sülale’nin son kralı Neferirkare ile Eski Krallık Dönemi sona ermiş ve taht kavgalarının yapıldığı düzen ve istikrarın (Maat) bozulduğu I. Ara Dönem (kaos) başlamıştır.[2]

Mısır tarihi, M.Ö. 3000 yılı civarında ortaya çıkan yazılı belgeler yanında zengin arkeolojik buluntulara dayanılarak yazılmaktadır. Ancak yaklaşık 500 yıl süren Eski Krallık Dönemi hakkında bilinenler sınırlıdır. insanlık tarihinin günümüze kadar ulaşan en eski ve en görkemli yapıları olan piramitlerin yapıldığı bu dönem insanlık için hala gizemini korumaktadır. Yapımı yıllarca süren çok büyük kaynak ve insan gücüyle yapılan piramitlerin yapılmasını sağlayan Horus dininin inanç esasları da tam olarak anlaşılamamıştır.

[1] Doç.Dr. Hakan SİVAS,  Eski Mezopotamya Ve Mısır Tarihi, Anadolu Üniversitesi, 2013 s.107

[2] Doç.Dr. Hakan SİVAS,  Eski Mezopotamya Ve Mısır Tarihi, Anadolu Üniversitesi, 2013 s.114

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir