STONEHENGE VE CARNAC MEGALİTLERİ

STONEHENGE VE CARNAC MEGALİTLERİ

18M7K enerji merkezi İskandinavya’dadır ve Kopenhag, Helsinki, Oslo, Danimarka, Estonya, Letonya, Litvanya, Berlin, Hamburg, Prag, Varşova, Frankfurt, Lüksenburg gibi şehirlerin üzerinden geçen ley hatlarının merkezidir. (şekil 99)5

18M6K enerji merkezi ise Kelt Denizi’ndedir ve bu enerji merkezinin çevresinde İngiltere, Galler, İrlanda, Fransa ve İspanya’nın önemli şehirleri kurulmuştur. (şekil 100)
Ancak bütün bunlardan daha önemlisi bu enerji merkezindeki ley hatları binlerce yıl önceden kalan megalitlerin tam üzerinden geçer.
Cilalı Taş Çağı’nda insan inşaatçılığa, kabaca yontulmuş büyük kayalarla başladı ve bu kayaları harç ya da benzer bir şey kullanmaksızın birbirinin üzerine oturttu. Cilalı Taş Çağı’nın sonları ve onu izleyen Bronz Çağı’nın başlangıcında bu tür yapılar oldukça gelişti. Bu kaba taştan anıtlar, Dünya’da görülen en olağanüstü yapıların arasında yer alır, çünkü: Taşları bu yapıların olduğu yere taşımak ve üst üste dikebilmek için iyi örgütlenmiş, binlerce kişiden oluşan bir işçi takımı oluşturulmuş olmalıdır.
Bu kadar büyük taşların taş ocağından nasıl çıkartıldığı hala gizemini korumaktadır. Bu megalit yapıların mimari özelliklerine göre menhir, trilithon, dolmen, kromleç gibi çeşitleri vardır.

Dizili Taşları
Fransa’da Bretagne’da bulunan çok sayıda megalitik kalıntının en büyüğü Carnac yöresinde beş sıra şeklinde ve en büyüğü 20 metre boyunda, yaklaşık 600 taştan oluşanıdır. Ayrıca kurgan niteliği taşıyan birkaç dolmen vardır. Bugün sayıları oldukça azalmış olsa da, özgün durumunda 3 km uzunluğunda ve her sırada 15 bin taş olduğu tahmin edilmektedir. (şekil 100)
Büyük Piramit merkezinden uzanan 6. yön doğrusu tam bu megalitik yapıların üzerinden geçmektedir. Bretagne Yarımadası 18m6K enerji merkezine doğru uzanan bir işaret levhası gibidir ve Carnac dizili taşları tam olarak bu yönde dizilmişlerdir ve en büyük olanı yarımadanın en ucundaki Kerloas Menhiri’dir. (Dikilitaş) Kelt Denizi’ndeki enerji merkezine yaklaştıkça dikili taşların boyutları büyümektedir.

18m6K ve 18m7K enerji merkezleri arasında uzanan ley hattı, İngiltere’nin Cornwall yarımadasının burnundan başlar; megalitler bölgesi olan Salisbury ovası ve Avebury üzerinden geçerek Oxford Üniversitesine uzanarak üzerinden geçer. Bu bölgede yüzlerce Megalit yapı vardır ve her biri tespih tanesi gibi ley hattına dizilmiştir.
Kelt Denizi’ndeki enerji merkezine en yakın konumdaki Cornwall Yarımadası’nın burnunda Neşeli Kızlar taş dairesi, Tregeseal taş dairesi gibi diğerlerine göre daha büyük ve belirgin yapılmış megalit siteler bulunur.
Kutsal Kâse ve Glastonbury Tor’u

15. yüzyıldan kalma bir kilise kulesinin bulunduğu Glastonbury Tor’u (tepesi), İngiltere’deki Hıristiyanlığın beşiği değil, aynı zamanda Kral Arthur’un mezar yeri olarak da bilinir.
Glastonbury’nin, belki de Glastonbury’yi çevreleyen tepelerin en yükseği ve muhteşem bir doğal bakış açısı olan Tor’un konumu nedeniyle Hıristiyanlık öncesi ibadet yeri olduğu düşünülmektedir. Tor çevresinde eski bir mistik örüntüye dayanan bir labirent olarak yorumlanan bir teraslama şekli vardır. Arkeologlara göre, dört veya beş bin yıl önce, Stonehenge ile aynı zamanda inşa edilmiştir. İki bin yıl öncesine kadar, Tor’un çevresinde bir göl vardı ve Tor bu gölün ortasında bir adaydı. Kelt folklorunda bu adanın bir büyü adası ve ölülerin buluşma yeri olduğuna inanılıyordu. (şekil 101)
Yaygın bir efsaneye göre, Kral Arthur, karısı Guinevere ile birlikte, Lady Şapeli’nin güneyindeki Glastonbury Manastırı’nın topraklarına iki dikilitaş arasına gömülmüş ve Kral Arthur’un mezarı uzun yıllar burada saklı kalmış. Ancak daha sonra manastır rahipleri tarafından çıkarılarak kemikler tabutlara konulmuş ve Kral I. Edward tarafından Manastırı ziyareti sırasında, ana Abbey Kilisesi’nde özel bir siyah mermer mezarla gömülmüş. Manastırların dağılması ve büyük ölçüde yok edilmesi sırasında tabutlar kaybolmuş ve bir daha hiç bulunamamıştır.
Glastonbury’deki ilk kiliseyi inşa eden Arimathea Joseph’in hikâyesi Kutsal Kâse ve Kral Arthur’un efsanelerini bir araya getirir.
Efsaneye göre Hazreti İsa’nın çivilenerek çarmıha gerildiğinde kanı akmaya başlamış. Havarilerinden biri olan Arimathea Joseph (Yusuf) de Mesih’in son akşam yemeğini yediği kaseyi kullanarak Mesih’in kanını kaseye toplamış ve daha sonra bu kaseyi alarak İngiltere’ye gitmiş. Yusuf’un Avalon adasına vardığında Kutsal Kâse’yi Glastonbury Toru’nun hemen altına gömdüğü söylenir, burada şimdi Kadeh Kuyusu olarak bilinen bir kaynak akar ve içenlere ebedi gençliği kazandıracağına inanılan kutsal su olarak kabul edilir. Yıllar sonra Kral Arthur ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri’nin Kutsal Kâse’yi arayıp bulduğu söylenir.
Mührü Süleyman ley hattı, günümüzde İngiltere’nin en kutsal ve mistik yeri olarak kabul edilen Glastonbury Toru’nun tam üzerinden geçer.

Stonehenge Cromlech’i

Stonehenge Cromlech’i, günümüzden dört ya da beş bin yıl önce her biri 26 ton ağırlığındaki taşlar, İrlanda’dan taşınarak yapılmıştır ve hâlâ görülebilen bir toprak yığınıyla ortak bir merkezi çevreleyen iki daireden oluşur. Burada bir sunak taşı bulunmakta ve biraz ötede, aynı sırada, toprakla kenarları belirlenmiş geniş bir yolun yanında “Friar’ın topuğu” olarak bilinen dik bir taş vardır. Yaz gündönümünde, güneş bu sıra boyunca en üst noktaya çıkar. Bu özelliğiyle galaktik bir takvim olduğunu düşünenler vardır. Ayrıca Göbeklitepe megalitlerine benzerliği çok açıktır, aynı kültün etkisiyle yapıldığı söylenebilir.
Mısır’da sahra çölünde Stonehenge Cromlech’inin mimari özelliklerinde Mısır Cromlech’i keşfedilmiştir. Bu taşların Stonehenge Cromlech’inden yaklaşık 1000 yıl önce yapıldığı tahmin edilmektedir.

Avebury Menhir Dairesi

İngiltere’de megalitlerin en yaygın bulunduğu yer Wiltshire’da Avebury yöresidir. Burada çok sayıda toprak siperler vardır ve yakınlardaki Silbury Hill’in yapay bir tepe olduğu sanılmaktadır. Avebury’de yaklaşık yüz taştan oluşan bir daire ve bu dairenin içinde ortak bir merkezi çevreleyen iki çift daire daha vardır. Kuzeydeki çiftin ortasında sunağa benzeyen, üç desteğin üzerine oturtulmuş bir yatay taş; güneydeki çiftin ortasında bir tek menhir vardır. Bu düzene giden uzun yolun iki tarafı menhirlerle sıralıdır. Yolun düz değil de, yılan gibi kıvrılıyor olması, Stukelcy’in bunu Druidler’in yılana tapmalarıyla ilişkilendirmesine neden olmuştur.

1921 yılında, Britanya’nın kullandığı yolların temeli olan antik Roma yollarını inceleyen Arkeolog Alfred Watkins’in eski Roma yollarının daha da eski uygarlıklara ait olan yollar üzerinde kurulduğunu bulmasıyla “Ley Hatları”nı keşfetmişti. Antik haritalardaki bölgelerin, yeni isimleri ile eski dillerdeki isimleri arasındaki benzerlikler ve çatal-çubuk gibi yöntemlerle ley hatlarının yerini tespit eden Alfred Watkins, kullandığı bu yöntemler sayesinde, çoktan toprak altında kalmış, modern hayatta varlığı hiç bilinmeyen pek çok eski yapıyı tekrar gün yüzüne çıkartmıştır.
Ley hatlarının keşfi Avrupa’da tarihe bakış açısını kökten değiştirecekti. Çünkü eski zaman insanlarının ilkel olduğu fikri çöpe atılacak bir fikirdi. Kadim medeniyetlerden kalma antik yollar bize göstermiştir ki insanlar; gözle görülemeyen ley hatları yaşam enerjisinin akışını hiç terk etmemiş, zaman içinde uygarlıklar yerlerini birbirlerinden devralırken ley hatlarına sadık kalarak yapılanmışlardı. Yol boyunca bu enerjiden faydalanmak ister gibi, anayollar ley akışları üzerinde kurulurken, mabetler, tapınaklar, kutsal yapılar ley hatlarının kesiştiği noktalar üzerine inşa edilmişti.
Konu açığa çıktığında beklenen ilgiyi görüp daha derinden incelenince, bu yapıların bir zincir halinde tüm Avrupa boyunca devam ettiği anlaşıldı. Keltler ve Druitler tarafından inşa edilmiş tapınaklar, yerini zamanla Avrupa’yı etkisi altına alan Hıristiyanlık dininin kutsal yapılarına bırakmıştı.
Araştırmaların kapsamı geliştikçe, dünya üzerinde haberdar olduğumuz ve adını bile duymadığımız önemli yapıların çoğunun aslında ley hatlarını görünür kılmak için inşa edilmiş yapılar olduğu anlaşıldı.
Arkeolog Alfred Watkins’in keşfettiği “ley hatları”na göre oluşturduğu haritadaki ley hattı çizgisi ile “Piramit Merkezli Mührü Süleyman Ley Hatları”nın 18M6K enerji merkezinden yayılan Ley Hattının %100 uyum içinde olduğu görülür. Önemli yapıların çoğunun aslında ley hatlarını görünür kılmak için inşa edilmiş yapılar olduğu anlaşıldı.

Şekil : Watkins’in İngiltere’deki Megalit yapılara göre bulduğu ley hatları haritası

Arkeolog Alfred Watkins’in keşfettiği “ley hatları”na göre oluşturduğu haritadaki ley hattı çizgisi ile “Piramit Merkezli Mührü Süleyman Ley Hatları”nın 18M6K enerji merkezinden yayılan Ley Hattının %100 uyum içinde olduğu görülür.

[1]Megalit yapılar: Çevrimiçi

http://www.locmariaquer.fr/les-megalithes-page-47-rub-6.html

[2] https://www.glastonburyabbey.com/joseph-of-arimathea.php

[3] https://www.megalithic.co.uk/article.php?sid=9314

[4] https://insanveevren.wordpress.com/2015/01/02/devlerin-dansi/#more-9239

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir